Tutankhamun, Antik Mısır tarihinin en güçlü firavunu değildi. Büyük fetihlerle anılan III. Thutmose kadar uzun hüküm sürmedi, II. Ramses gibi onlarca yıl tahtta kalmadı ve Akhenaten kadar köklü bir dinsel dönüşüm başlatmadı. XVIII. Hanedan’ın sonlarına doğru, henüz çocuk yaşta tahta çıkan ve yaklaşık 18–19 yaşlarında ölen genç bir kraldı. Buna rağmen bugün “firavun” denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri odur. Bunun temel nedeni hükümdarlığından çok, Krallar Vadisi’ndeki KV62 numaralı mezarının Howard Carter’ın yönettiği kazı ekibi tarafından 1922’de bulunması ve mezar eşyalarının olağanüstü ölçüde korunmuş olmasıdır. Keşfin finansmanını Lord Carnarvon sağlamış, kazının ağır fiziksel yükünü ise adları uzun süre anlatının dışında bırakılan çok sayıda Mısırlı işçi taşımıştır.
Tutankhamun’un ölümünün nedeni bugün bile kesin olarak bilinmez. Cinayet, araba kazası, bacak kırığı, sıtma ve genetik hastalıklar yıllar boyunca farklı biçimlerde tartışılmış olsa da bunların hepsi aynı derecede güçlü kanıtlara dayanmaz. Mezarı açıldıktan sonra ortaya çıktığı söylenen ünlü “firavunun laneti” için de doğaüstü bir açıklamayı destekleyen güvenilir tarihsel veya istatistiksel kanıt yoktur. Hatta popüler kültürde Tutankhamun’un mezar kapısında bulunduğu söylenen ölüm tehdidi KV62’de bulunmamıştır. Yine de hikâyenin bundan ibaret olmaması, Tutankhamun’u daha az ilginç değil, çok daha ilginç hâle getirir. Çünkü onun hayatında hâlâ çözülmemiş aile ilişkileri, Amarna Dönemi’nin siyasi karanlığı, tartışmalı tıbbi bulgular, yaklaşık üç bin üç yüz yıl boyunca büyük ölçüde korunan bir mezar ve 20. yüzyılın en büyük medya olaylarından birine dönüşen arkeolojik keşif aynı noktada buluşur.
Tutankhamun Ne Zaman Yaşadı ve Kaç Yaşında Firavun Oldu?
Tutankhamun, Yeni Krallık döneminin XVIII. Hanedan’ına mensup bir Mısır firavunuydu. Saltanatı için tarihler kullanılan kronolojiye göre birkaç yıl değişebilse de genel olarak MÖ 14. yüzyılın ikinci yarısına, yaklaşık MÖ 1330’lu ve 1320’li yıllara yerleştirilir. Tahta çıktığında muhtemelen sekiz veya dokuz yaşlarındaydı ve yaklaşık dokuz ya da on yıl hüküm sürdü. Ölümündeki biyolojik yaşı üzerine yapılan incelemeler de onun geç ergenlik çağında, yaklaşık 18–19 yaşlarında öldüğü yönündeki tarihsel değerlendirmelerle büyük ölçüde uyumludur. 2010’da JAMA’da yayımlanan geniş çaplı CT ve genetik araştırma da Tutankhamun’un ölüm yaşını yaklaşık 19 olarak kabul etmiştir.
Doğduğunda adı Tutankhamun değildi. Amarna döneminin dinsel atmosferini yansıtan Tutankhaten adını taşıyordu. Adın anlamı kabaca “Aten’in yaşayan sureti/imi” şeklinde verilebilir. Akhenaten’in ölümünü izleyen yıllarda geleneksel tanrıların kültleri yeniden güçlenirken kralın adı da Tutankhamun’a, yani Amun’u merkeze alan yeni biçimine dönüştürüldü. Eşi Ankhesenpaaten de benzer biçimde Ankhesenamun adını aldı. Bu değişiklik yalnızca kişisel bir isim tercihi değildi; Amarna döneminden uzaklaşan yeni siyasi ve dinsel yönelimin görünür işaretlerinden biriydi.
Fakat Tutankhamun’un hayatını anlamaya çalışırken en büyük hatalardan biri, onu doğrudan Akhenaten’in ölümünün ardından tahta geçen çocuk olarak düşünmektir. Akhenaten’in son yılları ile Tutankhamun’un tahta çıkışı arasındaki birkaç yıl, XVIII. Hanedan tarihinin en tartışmalı dönemlerinden biridir.
Akhenaten Sonrasında Taht Sırası ve Tutankhamun’un Kökeni
Akhenaten’in Mısır tarihinde yarattığı kırılma olağanüstüydü. Geleneksel tanrılar dünyasının özellikle Amun kültünün konumunu zayıflatmış, saray merkezini Akhetaten’e —bugünkü Amarna’ya— taşımış ve Aten’i kraliyet dininin merkezine yerleştirmişti. Ancak onun ölümünden sonra ne olduğu, “Akhenaten öldü ve Tutankhamun tahta geçti” kadar basit değildir.
Smenkhkare ve Neferneferuaten Sorunu: Tutankhamun’dan Önce Kim Hüküm Sürdü?
Bunu kesin olarak bilmiyoruz. Akhenaten ile Tutankhamun arasındaki taht sırası, Smenkhkare ve Neferneferuaten adlı hükümdarların kimlikleri ve saltanatlarının birbirleriyle nasıl kesiştiği nedeniyle tartışmalıdır. Amarna döneminin son yıllarına ilişkin yazıtlar parçalıdır; bazı kraliyet isimleri birbirine benzediği için geçmişte farklı kişilere ait belgeler tek bir hükümdara atfedilebilmiştir.
Smenkhkare kısa süreli bir hükümdar olarak kaynaklarda görünür ve Meritaten ile birlikte tasvir edildiği kanıtlar vardır. Neferneferuaten ise farklı bir kraliyet kimliğidir; bu hükümdarın kadın olduğuna işaret eden dilbilgisel ve epigrafik unsurlar nedeniyle Nefertiti ile özdeşleştirilmesi güçlü biçimde tartışılmıştır. Ancak araştırmacılar ayrıntılarda aynı görüşte değildir. Smenkhkare’nin Akhenaten’le birlikte hüküm sürüp sürmediği, Neferneferuaten’in tam olarak kim olduğu, iki kısa saltanatın sırası ve süreleri hâlâ tartışılmaktadır. Amarna ardıllığı üzerine akademik literatürdeki farklı rekonstrüksiyonların varlığı da bu nedenle şaşırtıcı değildir.
Bu belirsizlik önemlidir çünkü Tutankhamun’un iktidara geldiği Mısır, yalnızca “dinsiz Akhenaten öldü, eski düzen geri geldi” şeklinde anlatılabilecek sakin bir geçiş yaşamıyordu. Kraliyet ailesinin üyeleri ölmüş veya siyaset sahnesinden kaybolmuş, iktidarın meşruiyet zinciri bulanıklaşmış ve Aten merkezli kraliyet projesinin geleceği belirsizleşmişti. Tutankhamun işte bu ortamda, henüz çocuk yaşta firavun oldu.
Tutankhamun’un Babası ve Annesi Kimdi? KV55 ve “Younger Lady”
Tutankhamun’un ailesi, modern Mısırbiliminin en tartışmalı konularından biridir. Uzun süre Akhenaten’in oğlu olduğu düşünülmüş, annesi için Kiya veya Nefertiti gibi çeşitli adaylar öne sürülmüştür. 2010’da Zahi Hawass ve çalışma arkadaşlarının JAMA’da yayımladığı araştırma bu tartışmaya güçlü yeni veriler getirdi. Çalışmada XVIII. Hanedan’a ait kraliyet mumyalarının CT görüntüleri ve DNA örnekleri incelendi; araştırmacılar KV55’te bulunan erkek mumya ile KV35’teki ve literatürde “Younger Lady” olarak anılan kadın mumyanın Tutankhamun’un ebeveynleri olduğunu ileri sürdü. Aynı genetik rekonstrüksiyon bu iki bireyi III. Amenhotep ile Tiye’nin çocukları ve dolayısıyla birbirlerinin kardeşi olarak yorumladı.
Buradan sonra popüler anlatı genellikle fazlasıyla hızlı ilerler: “DNA Tutankhamun’un babasının Akhenaten olduğunu kanıtladı.” Oysa araştırmanın doğrudan gösterdiğini iddia ettiği şey KV55 bireyinin Tutankhamun’un babası olduğudur; KV55 bireyinin tarihsel adının Akhenaten olması ise genetik verinin ötesinde arkeolojik, antropolojik ve kronolojik kimliklendirme gerektirir.
KV55 mezarında Akhenaten dönemiyle güçlü bağlantılı bir cenaze topluluğunun bulunması ve mumyanın kraliyet ailesi içindeki konumu Akhenaten kimliğini destekleyen unsurlar arasında değerlendirilmiştir. Buna karşılık mumyanın ölüm yaşı hakkında farklı incelemeler farklı sonuçlara ulaşmış ve daha genç yaş tahminleri KV55’in Smenkhkare olabileceği görüşünü canlı tutmuştur. Daha sonraki çalışmalar Akhenaten kimliğini savunmaya devam etse de tartışmayı tamamen kapanmış saymak doğru değildir. Bu nedenle “Tutankhamun’un babası büyük olasılıkla Akhenaten’di” ifadesi ile “DNA Akhenaten olduğunu yüzde yüz kanıtladı” ifadesi aynı şey değildir.
“Younger Lady” için belirsizlik daha da açıktır. Mumyanın Tutankhamun’un annesi olduğu yönündeki genetik yorum kabul edilse bile bu kadının tarihsel adı bilinmemektedir. Nefertiti, Kiya veya başka bilinen kraliyet kadınlarından biriyle kesin biçimde eşleştirilmiş değildir. Bu nedenle “Tutankhamun’un annesi bulundu” demek ancak biyolojik ilişkinin önerildiği anlamında kullanılabilir; annenin kimliğinin, yani adının çözüldüğü söylenemez.
2010 DNA ve CT Araştırması Ne Kadar Kesin?
2010 çalışmasının önemi küçümsenemez. Araştırmacılar iki laboratuvarda tekrarlanan analizlerden, negatif kontrollerden ve mumyalar arasında kurulan genetik örüntülerden yararlandıklarını bildirdi. Çalışma aynı zamanda Tutankhamun’da çeşitli iskelet patolojileri saptadı ve Plasmodium falciparum DNA’sı bulunduğunu bildirdi.
Ancak yayımlanmasının hemen ardından antik DNA uzmanları metodoloji konusunda ciddi sorular yöneltti. Eline Lorenzen ve Eske Willerslev, aynı yıl JAMA’da yayımlanan eleştirilerinde eski DNA’nın bozulması ve modern insan DNA’sıyla kontaminasyon riski nedeniyle sunulan mikrosatellit verilerinin güvenilirliğini sorguladı. Araştırma ekibi buna yine JAMA’da cevap vererek kullandıkları kontaminasyon önlemlerini ve bağımsız tekrarları savundu. Tartışma bilimsel literatürde açık biçimde kayda geçti.
2017’de yayımlanan yüksek verimli genom çalışmaları da antik Mısır DNA’sı konusunda önceki PCR temelli çalışmaların kontaminasyon ve doğrulama sorunlarına dikkat çekerek daha yeni metodolojilerin önemini vurguladı. Bu araştırma Tutankhamun ailesini yeniden test etmiyordu; dolayısıyla 2010 soy ağacını çürüten alternatif bir Tutankhamun genomu sunmadı. Fakat eski DNA konusunda metodolojik çıtanın zaman içinde yükseldiğini gösterdi.
Sonuç olarak 2010 araştırması görmezden gelinmesi gereken bir çalışma değildir; tam tersine Tutankhamun ailesi hakkındaki en önemli modern araştırmalardan biridir. Fakat tek başına bütün soy sorunlarını tartışmasız biçimde çözen son söz olarak da kullanılmamalıdır.
Tutankhaten’den Tutankhamun’a: Amarna Döneminden Geri Dönüş
Çocuk kral tahta çıktığında ilk adı hâlâ Tutankhaten’di. Fakat saltanatının erken yıllarında hem kralın hem kraliçenin isimleri değişti: Tutankhaten, Tutankhamun; Ankhesenpaaten ise Ankhesenamun oldu. Aten unsurunun yerine Amun’un geçirilmesi, Amarna sonrası dönüşümün en açık sembollerinden biriydi.
Tutankhaten İsmi Neden Tutankhamun Olarak Değiştirildi?
İsim değişikliği, geleneksel kültlerin yeniden tesis edilmesiyle aynı siyasi-dinsel yönelim içinde değerlendirilmelidir. Akhenaten döneminde özellikle Amun kurumları ağır biçimde darbe almış, Aten’in kraliyet ideolojisindeki konumu olağanüstü ölçüde yükselmişti. Tutankhamun döneminde ise tapınakların onarılması, geleneksel tanrıların kültlerine kaynak sağlanması ve devletin eski dinsel merkezlerle ilişkilerinin yeniden kurulması yönünde bir program ortaya çıkar.
Tutankhamun’un Restorasyon Steli bu sürecin en önemli metinlerinden biridir. Metin, önceki dönemin tapınaklarını harap, tanrılarını ihmal edilmiş ve Mısır’ı dinsel düzensizliğe düşmüş biçimde tasvir eder; ardından kralın tapınakları ve kültleri yeniden ayağa kaldırdığı ilan edilir. Fakat bu tür kraliyet yazıtlarının tarihsel rapordan çok aynı zamanda propaganda metni olduğunu unutmamak gerekir. Yeni rejim, kendisini meşrulaştırırken önceki düzeni özellikle karanlık göstermek için güçlü bir siyasi dile başvuruyordu.
Dinsel Restorasyon, Ay ve Horemheb’in Etkisi
Tutankhamun çocuk yaşta firavun olduğu için bu dönüşümün her ayrıntısını onun kişisel kararları olarak anlatmak zordur. Sarayda Ay ve daha sonra firavun olacak askerî lider Horemheb gibi son derece güçlü yetişkin figürler bulunuyordu. Tutankhamun’un ölümünden sonra Ay’ın, ardından Horemheb’in tahta çıkması da bu kişilerin dönemin iktidar yapısında sıradan görevliler olmadığını gösterir.
Bu durum Tutankhamun’u otomatik olarak “kukla firavun” yapmaz. Antik monarşilerde çocuk hükümdarların çevresinde güçlü danışmanların bulunması beklenebilir. Sorun, elimizde saray içindeki karar alma mekanizmasını günlük düzeyde gösterecek belgelerin bulunmamasıdır. Bildiğimiz şey, Tutankhamun adının altında Amarna ideolojisinden açık bir geri dönüş yaşandığıdır; fakat bu dönüşümün hangi kararının genç kraldan, hangisinin saray elitlerinden geldiğini güvenilir biçimde ayırmak çoğu zaman mümkün değildir.
Ankhesenamun, Tutankhamun’un Ailesi ve Çocukları
Tutankhamun’un eşi Ankhesenamun, Akhenaten ve Nefertiti’nin kızlarından biriydi. Amarna döneminde Ankhesenpaaten adını taşıyordu ve kocasının isim değişikliğine paralel olarak adındaki Aten unsuru Amun ile değiştirildi. Kraliyet çiftinin mezardaki ünlü altın taht üzerinde gösterilen sahnesi, Antik Mısır’ın en tanınmış özel kraliyet görüntülerinden biridir: kraliçe, oturan kralın önünde ona dokunurken Aten’in ışınları yukarıdan uzanır. Bu eser aynı zamanda Amarna sanatının bazı özelliklerinin dinsel restorasyona rağmen bir anda ortadan kalkmadığını gösterir.
Tutankhamun ile Ankhesenamun’un Evliliği
Eğer Tutankhamun’un Akhenaten’in oğlu olduğu yönündeki yaygın soy rekonstrüksiyonu doğruysa Ankhesenamun, Tutankhamun’un baba bir kız kardeşiydi; ancak bu akrabalık tanımı Akhenaten’in babalığını kabul eden rekonstrüksiyona bağlıdır. 2010 genetik soy ağacında Tutankhamun’un ebeveynlerinin kardeş olduğu yorumlandığından, genç kralın ailesinde yakın akraba evliliklerinin varlığı ayrıca gündeme gelmiştir. Fakat bu akrabalığı modern tıbbi sonuçlara doğrudan dönüştürmek tehlikelidir. Mısır kraliyet ailesinde soy içi evlilikler meşruiyet, hanedan içi güç ve kraliyet kimliğiyle ilişkili olabiliyordu; bunların her bireyde aynı sağlık sonucunu ürettiğini varsayamayız.
Ankhesenamun’un Tutankhamun’un ölümünden sonraki kaderi de belirsizdir. Hitit kaynaklarında, kocası ölen bir Mısır kraliçesinin Hitit kralı Šuppiluliuma’ya mektup göndererek oğullarından biriyle evlenmek istediğini anlatan ünlü Dakhamunzu olayı vardır. Ölen firavunun kimliği konusunda uzun süre Akhenaten ve Tutankhamun arasında tartışma yaşanmış, birçok araştırmacı bunu Tutankhamun’un ölümü sonrasına yerleştirerek kraliçeyi Ankhesenamun’la özdeşleştirmiştir. Ancak bu mesele de tamamen tartışmasız değildir.
Mezardaki İki Fetüs Hakkında Gerçekte Ne Biliyoruz?
KV62’de iki küçük mumyalanmış fetüs bulundu. Carter’ın katalogunda 317a ve 317b olarak kaydedilen bu kalıntılar, Tutankhamun’un çocuk sahibi olup olmadığı sorusunun merkezine yerleşti. Daha sonraki CT incelemeleri bunlardan birinin yaklaşık 25, diğerinin ise yaklaşık 37 haftalık gebelik yaşında olduğunu tahmin etti. Önceki röntgenlerden hareketle ileri sürülen bazı ciddi doğumsal anomaliler ise CT çalışmasında doğrulanmadı.
Fetüslerin mezara kralın çocukları oldukları için konulmuş olması tarihsel açıdan güçlü bir olasılıktır ve 2010 genetik çalışması da bu aile bağını araştırmıştır. Fakat eski DNA’nın yukarıda anlattığımız metodolojik sorunları nedeniyle bunları “DNA yüzde yüz Tutankhamun ile Ankhesenamun’un kızları olduğunu kanıtladı” şeklinde sansasyonelleştirmek doğru değildir. Aynı şekilde ölümlerini belirli bir kalıtsal hastalığa bağlamak da mevcut kanıtların ötesine geçer.
Burada elde kalan en sağlam tablo şudur: Tutankhamun’un mezarında, araştırmalarda kız çocukları olarak değerlendirilen iki mumyalanmış fetüs bulunmuştur; bunların kraliyet çiftinin ölü doğan veya doğumdan kısa süre önce kaybedilen çocukları olması kuvvetle muhtemeldir, ancak kesin soy ve hastalık hikâyeleri konusunda temkin gereklidir.
Tutankhamun Nasıl Bir Firavundu?
Tutankhamun’un modern şöhreti, kendi saltanatının tarihsel ağırlığını kolayca gölgeler. Onu yalnızca “mezarı bulunan çocuk firavun” olarak görmek de, uzun saltanatlı büyük imparatorluk hükümdarlarından biriymiş gibi göstermek de aynı ölçüde yanıltıcıdır.
Dokuz ya da on yıllık saltanatında Mısır’ın devlet yapısı Amarna deneyiminin ardından yeniden merkezileşti. Kraliyet sarayının Akhetaten’den ayrılması, geleneksel kült merkezlerinin yeniden güçlendirilmesi ve Amun rahipliğiyle devlet arasındaki ilişkinin onarılması yalnızca dinsel değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğuruyordu. Tapınaklar büyük topraklara, iş gücüne ve servete sahip kurumlardı; bu nedenle kültlerin yeniden kurulması devlet içindeki güç dağılımını da etkiliyordu.
Tutankhamun dönemine ait anıt ve eşyalar kralı geleneksel firavunluk rollerinin içinde gösterir: düşmanları ezen, avlanan, savaş arabası kullanan ve Mısır’ın düzenini koruyan ideal hükümdar. Fakat bu sahneleri doğrudan biyografik fotoğraflar gibi okumamalıyız. Bir firavunun savaş arabasında düşmanlarını ezdiği tasvir, onun gerçekten belirli bir savaşa şahsen katıldığını tek başına kanıtlamaz; bu, kraliyet ikonografisinin son derece eski bir kalıbıdır.
Dış politikada Mısır’ın özellikle Levant ve Nubia ile ilişkileri devam etmişti. Horemheb’in askerî kariyeri de Amarna sonrasında dış ilişkilerin önemli olduğunu gösterir. Ancak genç kralın tek tek seferlere katılımı konusunda kanıtlar sınırlıdır. Burada Tutankhamun’un tarihsel ağırlığı, büyük ölçüde hanedanın krizli bir döneminde geleneksel krallık modeline geri dönüşü temsil etmesinde yatar.
İronik biçimde, Horemheb dönemine gelindiğinde Amarna kralları ve Tutankhamun resmî ardıllık anlatısında geri plana itildi. Horemheb kendisini daha önceki meşru krallara bağlayan bir tarih kurgusu oluştururken Amarna dönemini kapsayan hükümdarlar sonraki kraliyet listelerinde atlanabildi. Tutankhamun’un unutulmaya başlaması, binlerce yıl sonra şöhretinin nedeni hâline gelecek mezarın korunmasına dolaylı biçimde katkıda bulunmuş olabilir.
Tutankhamun Neden Öldü?
Tutankhamun’un ölümü hakkında popüler kültürde neredeyse her tür senaryo üretildi: öldürüldü, zehirlendi, savaş arabasının altında kaldı, av kazası geçirdi, bacağını kırdı, enfeksiyondan öldü, sıtma onu öldürdü veya ailesindeki akraba evliliklerinin sonucu olarak ölümcül genetik hastalıklar taşıyordu. Sorun, bu teorilerin çoğu zaman aynı listede sanki eşit derecede güçlüymüş gibi sunulmasıdır.
Oysa kanıt düzeyleri birbirinden çok farklıdır.
Kafatasına Darbe ve Cinayet Teorisi Neden Terk Edildi?
1968’de Tutankhamun’un mumyasına yapılan röntgen incelemesinde kafatası içerisinde kemik parçaları görülmesi cinayet teorisini güçlendirdi. Özellikle başının arkasına darbe aldığı ve saray çevresindeki bir rakip tarafından öldürüldüğü fikri televizyon belgeselleri ve popüler tarih anlatıları için son derece çekiciydi.
Bu cinayet hipotezinin temel dayanaklarından olan 1968 tarihli kafatası ve servikal omurga radyografileri, Richard S. Boyer, Ernst A. Rodin, Todd C. Grey ve R. C. Connolly tarafından 2003’te American Journal of Neuroradiology’de eleştirel olarak yeniden değerlendirildi. Araştırmacılar görüntülerde depresyon tipi kafatası kırığı, subdural hematom veya ölümcül kafa travmasını destekleyen radyografik kanıt bulmadı; daha önce şüpheli görülen bulguların postmortem değişiklikler, normal anatomi ve 1925’te mumyaya yapılan müdahaleyle açıklanabildiği sonucuna vardı. Bu nedenle “Tutankhamun kafasına vurularak öldürüldü” teorisinin radyografik dayanağı güçlü biçimde çökmüş durumdadır.
Bu, cinayetin metafizik anlamda yüzde yüz imkânsız olduğunu kanıtlamaz; antik bir ölümde bütün olası zehirlenmeleri veya yumuşak doku travmalarını 3.300 yıl sonra dışlamak mümkün değildir. Fakat spesifik “kafatasına ölümcül darbe” senaryosunun dayandığı radyografik kanıt, 2003’teki eleştirel yeniden değerlendirmeyle büyük ölçüde çökmüştür.
Bacak Kırığı ve Araba Kazası Teorisi
Tutankhamun’un distal femur bölgesinde, diz yakınında ciddi bir kırık bulunduğu uzun süredir bilinmektedir. Kırık yüzeyinde iyileşme belirtisinin bulunmaması olayın ölümden kısa süre önce gerçekleşmiş olabileceği görüşünü desteklemiş, bazı araştırmacılar bunun açık bir kırık hâline gelerek enfeksiyon veya başka komplikasyonlara yol açmış olabileceğini ileri sürmüştür.
Ancak burada iki ayrı soruyu ayırmak gerekir: Kırık gerçekten ölümden önce mi oluştu? Oluştuysa kralı öldüren şey bu muydu? Mumya 1925’te açılırken oldukça sert müdahalelere maruz kaldı; yoğun reçineler nedeniyle beden tabuttan kolayca ayrılamamış ve bazı bölgeler zarar görmüştür. Bu nedenle postmortem hasar ihtimali eski tartışmalarda sürekli gündeme gelmiştir. Bazı değerlendirmeler kırığı perimortem kabul ederken diğer araştırmacılar kesinlik konusunda daha ihtiyatlı davranmıştır. 2010 JAMA çalışması kırığı ölüm senaryosunun parçası olarak değerlendirdi fakat tek başına ölüm nedeni olarak kanıtlamadı.
Peki araba kazası? Mezarından savaş arabaları çıkması ve kralın ikonografide araba kullanırken gösterilmesi, kırığı açıklamak için “savaş arabasından düştü” senaryosunu cazip hâle getirdi. Daha sonra göğüs kafesindeki eksiklikler de ağır bir çarpışmayla ilişkilendirildi. Fakat bir trafik kazasının meydana geldiğini gösteren doğrudan antik kayıt veya travmanın nasıl oluştuğunu belirleyen kesin adli bulgu yoktur. Kırık ile araba kazası aynı kanıt değildir. Kırık gerçek olsa bile düşme, farklı bir kaza veya başka tür travmalar olasıdır.
Dolayısıyla araba kazası, kırığa dayanan mümkün ama spekülatif bir mekanizma olarak kalmalıdır.
Sıtma, Akrabalık ve Genetik Hastalık İddiaları
2010 JAMA araştırmasının en sansasyonel sonuçlarından biri, Tutankhamun’un dokularında Plasmodium falciparum ile uyumlu DNA parçalarının saptandığının bildirilmesiydi. Araştırmacılar sıtmanın, kemik ve ayak sorunları ile muhtemel akut bacak kırığının yarattığı zayıflıkla birleşerek ölümde rol oynamış olabileceğini öne sürdüler.
Ancak “Tutankhamun’un ölüm nedeni kesin olarak sıtmadır” sonucu araştırmanın kendisinden bile daha kesin bir iddiadır. Christian Timmann ve Christian Meyer, aynı yıl yayımlanan eleştirilerinde sıtmanın antik Mısır’da yaygın olabileceğini kabul etmekle birlikte, endemik bölgelerde yetişmiş 18–19 yaşındaki bir bireyin belirli ölçüde bağışıklık geliştirmiş olabileceğini ve saptanan enfeksiyonun ölüm nedenini tek başına göstermediğini savundular. Alternatif hastalık olasılıklarını da gündeme getirdiler.
Benzer dikkat “akraba evliliği” konusunda da gereklidir. 2010 soy rekonstrüksiyonu doğruysa Tutankhamun’un ebeveynleri kardeşti. Bu tür yakın akrabalık, çekinik genetik hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini biyolojik olarak artırabilir. Fakat bundan hareketle “akraba evliliği Tutankhamun’u öldürdü” sonucuna ulaşamayız. Hangi spesifik kalıtsal durumun ölümcül olduğu gösterilmeden, soy yapısı ile ölüm nedeni arasında doğrudan nedensellik kurulamaz.
Tutankhamun’un sol ayağında kemik nekrozu ve deformasyonlar tanımlanmış, bunlar arasında Köhler/Freiberg benzeri hastalık yorumları yapılmıştır. Mezardan çok sayıda baston çıkması da hareket güçlüğü ihtimaliyle ilişkilendirilmiştir. Fakat mezara konulan bastonların hepsinin günlük hayatta tıbbi destek amacıyla kullanıldığını varsaymak da doğru değildir; bazıları törensel veya statü göstergesi olabilir. Buna rağmen belirli bastonlarda kullanım izlerinin bulunması, en azından bazılarının gerçekten kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir.
Bugün Tutankhamun’un Ölüm Nedeni Hakkında Ne Söyleyebiliriz?
En güvenli cevap belki de en az sansasyonel olandır: Tutankhamun’un kesin ölüm nedeni bugün bilinmiyor.
Bildiklerimizi derecelendirdiğimizde tablo daha nettir. Çok genç yaşta öldüğü güçlü biçimde kabul edilir. Kafatasına ölümcül darbe teorisinin temel dayanağı büyük ölçüde terk edilmiştir. Bacağındaki kırık önemli bir bulgudur ve ölüm öncesine ait olması mümkündür; ancak travmanın nasıl meydana geldiği ve gerçekten ölümcül olup olmadığı tartışmalıdır. Sıtma DNA’sı bildirilmiştir fakat bunun hastalığın ölümcül atağı olduğunu kanıtlamak daha zordur. Ayak ve iskelet patolojileri vardır; fakat bunların hiçbiri tek başına ölüm nedeni olarak gösterilememiştir. Yakın akrabalık olası sağlık risklerini artırmış olabilir, ancak doğrudan ölüm mekanizması değildir.
Bu nedenle en makul modern senaryolardan biri, genç kralın birden fazla sağlık sorununun ve akut bir hastalık veya travmanın birleşimi sonucunda ölmüş olmasıdır. Fakat bu bir rekonstrüksiyondur, ölüm belgesi değildir. Tutankhamun hakkında bilimin ulaştığı en önemli sonuçlardan biri, bazen neyi kesin olarak bilmediğimizi doğru biçimde belirleyebilmesidir.
Tutankhamun’un Mumyasından Neler Öğrendik?
Tutankhamun’un mumyası bulunduğu andan itibaren yalnızca arkeologların değil, anatomistlerin, radyologların, genetikçilerin ve paleopatologların da ilgisini çekti. Bununla birlikte mumyanın bugünkü durumu, yalnızca antik mumyalama sürecinin sonucu değildir. Carter ve anatomist Douglas Derry’nin 1925’te gerçekleştirdiği açma işlemi sırasında, mumyayı tabuta sabitlemiş sertleşmiş reçineler nedeniyle bedenin çıkarılması oldukça güç oldu ve kalıntılar önemli ölçüde zarar gördü. Griffith Institute’un Carter arşivinde bu işlem sırasında beden üzerindeki nesnelerin konumunu gösteren ayrıntılı notlar, çizimler ve Harry Burton fotoğrafları bulunmaktadır.
Daha sonraki röntgen ve CT çalışmalarının önemi burada ortaya çıkar. Bu yöntemler kafatası, omurga, ayaklar ve uzun kemikler üzerinde doğrudan müdahaleye gerek kalmadan ayrıntılı inceleme yapılmasını sağladı. Fakat modern teknoloji bile “Tutankhamun tam olarak böyle görünüyordu” gibi kusursuz bir sonuç vermez. Mumyalama işlemi yumuşak dokuları değiştirir; burun, dudak, kulak ve yüz yağ dokusu gibi görünüşü belirleyen yapılar büyük ölçüde bozulabilir. Adli yüz rekonstrüksiyonları kemik yapısından makul bir yüz üretebilir, ancak saç biçimi, deri dokusu, dudak kalınlığı ve pek çok yumuşak doku ayrıntısı varsayımlara dayanır.
Aynı nedenle Amarna sanatındaki uzun kafatası, geniş kalça veya uzamış yüz gibi özellikleri doğrudan genetik hastalık belirtileri olarak okumak da güvenli değildir. Akhenaten döneminin sanatında bilinçli stilizasyon son derece güçlüdür. Tutankhamun’un mumyası üzerinde yapılan araştırmalar bazı gerçek iskelet özelliklerini ortaya koysa da saray sanatındaki her anatomik ayrıntının gerçek bedeni kopyaladığını düşünmemeliyiz.
Kralın olası hareket güçlüğü daha ilginçtir. Ayak kemiklerindeki patolojik değişimler ve mezarda bulunan bastonlar birlikte düşünüldüğünde yürüyüş sırasında zaman zaman desteğe ihtiyaç duymuş olması mümkündür. Fakat Tutankhamun’u modern popüler görsellerdeki gibi “ağır engelli, yürüyemeyen çocuk kral” olarak kesin biçimde betimlemek de kanıtların ötesine geçer. Biyolojik bulgular yaşamındaki bazı fiziksel güçlükleri gösterebilir; gündelik hareket kapasitesini dakika dakika yeniden kuramaz.
KV62: Tutankhamun’un Mezarı Neden Bu Kadar Sıra Dışı?
Tutankhamun’un mezarı Krallar Vadisi’nde KV62 numarasıyla bilinir. Modern ziyaretçi için “62”, mezarın firavunun 62. mezarı olduğu anlamına gelmez; bu, Krallar Vadisi’ndeki mezarları sistematik biçimde tanımlamak için kullanılan modern KV numaralandırmasının parçasıdır.
KV62, büyük kraliyet mezarlarıyla karşılaştırıldığında dikkat çekici derecede küçüktür. Uzun koridorlar, çok sayıda yan oda ve anıtsal bir plan yerine, giriş merdiveni ve koridorun ardından nispeten küçük bir oda sistemi bulunur. Bu durum uzun süredir genç kralın beklenmedik ölümüyle ilişkilendirilmiştir.
Mezar Neden Küçüktü ve Başlangıçta Başka Biri İçin mi Hazırlanmıştı?
Tutankhamun yaklaşık 18–19 yaşında öldüğünden, onun için planlanan daha büyük bir kraliyet mezarının tamamlanmasına zaman kalmamış olması makul bir ihtimaldir. KV62’nin başlangıçta kraliyet ailesinin başka bir üyesi için hazırlanmış daha küçük bir mezar olduğu, Tutankhamun öldüğünde hızla kraliyet definine uyarlandığı görüşü de akademik literatürde tartışılmıştır.
Bununla birlikte “mezar kesin olarak Ay için yapılmıştı” veya başka belirli bir kişiye ait olduğunu kanıtlanmış gibi söylemek için yeterli veri yoktur. Mezarın boyutu, planı ve dekorasyonunun yalnızca mezar odasında yoğunlaşması acele hazırlanmış bir cenazeyle uyumludur; fakat küçüklüğün tek açıklaması genç ölüm olmak zorunda değildir.
Mezar odasının yaklaşık 6,4 × 4,1 metre ölçülerindeki alanı bile dört büyük iç içe yaldızlı kutsal mahfaza tarafından neredeyse tamamen doldurulmuştu. Carter’ın çizimleri, bunların kuvarsit lahdi adeta oda içinde ikinci bir yapı gibi çevrelediğini gösterir.
KV62 Gerçekten Dokunulmamış mıydı ve Nasıl Korundu?
“Tutankhamun’un hiç açılmamış mezarı bulundu” ifadesi kulağa etkileyici gelir ama tam olarak doğru değildir. Carter, giriş ve iç kapılarda antik dönemde açılıp yeniden kapatılmış alanları fark etmişti. Nesnelerin bazı odalarda düzensizliği ve yeniden mühürleme izleri, mezara defin sonrasında en az birkaç kez girildiğini düşündürür. Hırsızlar bazı küçük ve taşınabilir değerli eşyaları almış olabilir; buna rağmen defin donanımının olağanüstü büyük bir bölümü yerinde kalmıştır.
Mezarın neden sonraki büyük soygunlardan kurtulduğu kesin tek bir nedenle açıklanamaz. KV62’nin girişi daha sonraki faaliyetler sırasında dolgu ve moloz altında kaldı. Yakınındaki VI. Ramses mezarıyla ilişkili antik işçi kulübeleri de alanı kapladı. Carter’ın 1922 sezonu kayıtları, ekibin tam da bu antik kulübeleri temizlerken 4 Kasım’da kayaya oyulmuş merdivenin üst basamağına ulaştığını gösterir.
Tutankhamun’un sonraki kraliyet geleneğinde geri plana itilmesi de mezarının yerinin unutulmasına yardımcı olmuş olabilir. Fakat bunların hiçbiri tek başına “mezar bu yüzden kurtuldu” diye sunulmamalıdır. Korunma muhtemelen mezarın konumu, girişinin kapanması, sonraki yapılaşma, erken soygunlardan sonra yeniden mühürlenmesi ve kralın tarihsel bellekte geri plana düşmesi gibi birden fazla etkenin birleşimiydi.
Tutankhamun’un Mezarı Nasıl Bulundu? 1922 Keşfinin Gerçek Hikâyesi
Tutankhamun’un keşfi çoğu zaman iki kişinin hikâyesi olarak anlatılır: Howard Carter aradı, Lord Carnarvon parasını verdi ve sonunda dünyanın en büyük arkeolojik hazinesini buldular. İkisi gerçekten de keşfin merkezindeki kişilerdir. Fakat bu versiyon hem kazının yıllar süren arkeolojik bağlamını hem Mısırlı işçilerin emeğini hem de 1922 Mısır’ındaki siyasi koşulları görünmez hâle getirir.
Carter daha önce Krallar Vadisi’nde çalışan deneyimli bir arkeolog ve çizerdi. Lord Carnarvon ise Mısır’daki kazılarını finanse eden İngiliz aristokrattı. Vadide Tutankhamun’a ilişkin küçük buluntular daha önce ortaya çıkmıştı; Carter kralın mezarının henüz bulunmadığını düşünüyordu. 1922 sezonu, uzun ve sonuçsuz çalışmaların ardından kritik aşamaya gelmişti.
4 Kasım ve 26 Kasım 1922: Keşfin Gerçek Kronolojisi
Kazı 1 Kasım 1922’de VI. Ramses’in mezarı yakınındaki alanda yeniden başladı. 4 Kasım’da kayaya oyulmuş bir merdivenin üst basamağı ortaya çıkarıldı. Ertesi gün daha fazla basamak ve sıvalı bir kapı görüldü. Carter, Carnarvon’a İngiltere’den gelmesi için telgraf gönderdi ve alan güvenlik altına alındı. Lord Carnarvon ile kızı Lady Evelyn Herbert 23 Kasım’da Luxor’a ulaştılar.
Kapının ardındaki koridor temizlendikten sonra 26 Kasım’da ikinci mühürlü geçide ulaşıldı. Carter burada küçük bir açıklık açarak içeri baktı. Daha sonraki anlatısında Carnarvon’un bir şey görüp görmediğini sorduğunu, kendisinin de meşhur biçimde “wonderful things” — “harika şeyler” cevabını verdiğini aktardı.
Bu sahne tarih yazımında neredeyse sinematografik bir ana dönüşmüştür. Fakat ayrıntının olay sırasında tutulmuş kusursuz bir stenografik kayıt olmadığını unutmamak gerekir. Carter bu diyaloğu daha sonraki anlatılarında şekillendirmiştir. Dolayısıyla cümle tarihsel gelenekte güçlü biçimde yer alır fakat o anda söylenen her kelimeyi birebir doğrulayan bağımsız bir tutanak değildir.
İçeride gördükleri gerçekten olağanüstüydü: yaldızlı mobilyalar, büyük hayvan biçimli yataklar, sökülmüş savaş arabaları, sandıklar, heykeller ve birbirinin üzerine yığılmış eşyalar. Fakat henüz kralın mezar odasına ulaşılmamıştı. Ön odanın karşı tarafındaki kapalı geçit, aylar sonra açılacak mezar odasına gidiyordu.
Mısırlı İşçiler, Sömürge Dönemi, The Times Anlaşması ve Eserlerin Mülkiyeti
Keşfin fotoğraflarında Carter ve Avrupalı uzmanların yüzleri sıkça görünürken, kazının büyük bölümünü fiziksel olarak gerçekleştiren Mısırlı işçilerin çoğunun adları resmî yayınlara geçirilmedi. Oxford’daki Griffith Institute bugün bu eksikliği özellikle vurguluyor. Carter yalnızca dört Mısırlı ustabaşının adını yayımladı: Ahmed Gerigar, Gad Hassan, Hussein Abu Awad ve Hussein Ahmed Said. Harry Burton’ın fotoğrafları ise moloz taşıyan, duvarları söken, ağır kutsal mahfazaların parçalarını kaldıran, eserleri laboratuvara ve taşıma sandıklarına götüren çok daha büyük bir Mısırlı iş gücünü gösteriyor.
Mezarın ilk basamağının Hüseyin Abd el-Rassul adlı genç bir su taşıyıcısı veya işçi tarafından tesadüfen bulunduğu yönündeki anlatı bugün sıkça tekrarlanır. El-Rassul ailesinin kazılarla bağlantısı gerçektir ve keşif tarihinde yerel emeğin görünmezleştirilmesi ciddi bir sorundur. Fakat ilk basamağın tam olarak hangi bireyin kazması veya eliyle ortaya çıkarıldığına ilişkin anlatılar sonradan çeşitlenmiştir. Carter’ın günlük kaydı bunu belirli bir çocuğa atfetmez. Bu nedenle “Tutankhamun’un mezarını aslında kesin olarak Hüseyin Abd el-Rassul buldu” şeklinde tartışmasız bir hüküm de kaynakların izin verdiğinden ileri gider.
Keşif ayrıca Mısır’ın siyasi açıdan olağanüstü hassas bir döneminde gerçekleşti. Britanya 1922’de Mısır’ın bağımsızlığını tek taraflı olarak tanımış olsa da ülkedeki İngiliz nüfuzu devam ediyordu. Arkeoloji ve eski eserlerin kontrolü de yabancı güçler ile Mısır devleti arasındaki daha geniş egemenlik tartışmasının parçasıydı. Donald Malcolm Reid’in çalışmalarında vurguladığı gibi Tutankhamun’un keşfi kısa sürede Mısır milliyetçiliği açısından sembolik anlam kazandı.
Gerilim, Carnarvon’un 1923 başında The Times ile özel haber anlaşması yapmasıyla daha da arttı. Düzenleme, keşifle ilgili haber ve fotoğrafların tek bir yayın ağı üzerinden dağıtılmasını amaçlıyordu. Carter daha sonra bunun çalışma alanındaki basın baskısını azaltmak için yapıldığını savundu; fakat anlaşma diğer gazeteleri, özellikle Mısır basınını öfkelendirdi. Carter’ın kendi notlarında 1924’e gelindiğinde Times sözleşmesinin yerel basında ciddi tepki yarattığını kabul ettiği görülür.
Bu basın rekabeti daha sonra “firavunun laneti”nin büyümesinde de önemli rol oynayacaktı. Times’ın ayrıcalıklı erişimine sahip olmayan gazeteler, mezarla ilgili sansasyon yaratabilecek başka hikâyelere büyük ilgi göstermeye başladı.
Eserlerin mülkiyeti meselesi de basit değildi. 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başındaki yabancı kazılarda buluntuların kazı yapan ekiplerle Mısır arasında bölüşüldüğü partage uygulamalarının geçmişi vardı. Carnarvon tarafında da KV62 buluntularının bir kısmına ilişkin beklentiler oluşmuştu. Fakat neredeyse bütünlüklü bir kraliyet mezarının keşfi, Mısır makamlarının bu hazineyi sıradan bir paylaşım vakası olarak görmemesine yol açtı. Tutankhamun koleksiyonunun Mısır’da kalması, dönemin sömürge sonrası egemenlik tartışmalarının simgelerinden birine dönüştü. Bunu “İngilizler hazineleri çalmak istedi, Mısırlılar kurtardı” gibi iki renkli bir hikâyeye indirgemek doğru değildir; hukuki imtiyazlar, eski eser mevzuatı, arkeolojik gelenekler ve değişen siyasi güç dengeleri iç içeydi.
Sonuçta keşif, yalnızca bir arkeoloğun kararlılığının değil, Mısırlı işçilerin emeğinin, uluslararası uzmanlığın, özel finansmanın ve sömürge çağından bağımsız Mısır’a geçiş sürecinin kesiştiği bir olaydı.
Tutankhamun’un Mezarı İçinde Ne Bulundu?
KV62’ye bugün yalnızca “altın dolu mezar” olarak bakıldığında keşfin gerçek büyüklüğü anlaşılmaz. Mezar, bir genç kralın öteki dünyadaki yaşamı için hazırlanmış olağanüstü geniş bir eşya topluluğuydu. Mobilyalar, giysiler, sandaletler, yiyecek ve içecek kapları, silahlar, oyunlar, savaş arabaları, mücevherler, heykeller, yataklar, törensel nesneler ve cenaze ekipmanları aynı kompleks içinde bulunuyordu.
Carter’ın mezar planında giriş koridorunun ardından Ön Oda (Antechamber) yer alır. İlk bakışta dünyanın hayranlık duyduğu karmaşa buradaydı. Büyük cenaze yatakları, savaş arabalarının parçaları, sandıklar ve iki siyah kral heykeli alanı dolduruyordu. Ön odadan küçük ve oldukça düzensiz Ek Oda’ya (Annexe) geçiliyordu; burası yiyecek, kaplar ve çok sayıda gündelik veya ritüel nesnenin sıkışık biçimde yerleştirildiği bir depo görünümündeydi.
Ön odanın diğer tarafındaki duvar açıldığında Mezar Odası ortaya çıktı. Burası KV62’de duvar resimleriyle süslenmiş başlıca odaydı ve büyük yaldızlı cenaze mahfazaları neredeyse bütün alanı dolduruyordu. Bu dört iç içe kutsal mahfazanın içinde kuvarsit taş lahit, onun içinde de kralın üç insan biçimli tabutu bulunuyordu. Mezar odasının yanındaki Hazine Odası ise kanopik donanım, Anubis figürü, kutular, model tekneler ve başka cenaze nesneleriyle doluydu. Carter’ın plan ve nesne kayıtları bu odaların içeriklerinin birbirleriyle ne kadar yoğun bir ritüel ilişki içinde olduğunu göstermektedir.
Popüler yayınlarda mezarda “5.000’den fazla hazine” veya “5.398 eşya” gibi farklı kesin rakamlar görülebilir. Burada Carter’ın kataloglama yöntemini bilmek gerekir. Ana katalog numarası tek bir nesneyi temsil edebileceği gibi aynı numara altında a, b, c biçiminde çok sayıda alt unsur bulunabilir; kimi kayıtlar ise küçük parçalar veya nesne grupları içerir. Griffith Institute’un nesne kayıtlarında daha ilk katalog numarasının bile birden fazla küçük parçaya ayrıldığı görülebilir. Bu yüzden “yaklaşık 5.000 nesne” ifadesi mezarın ölçeğini anlatmak için kullanılabilir, ancak katalog numarası, fiziksel parça ve bağımsız eser kavramlarını birebir aynı şeymiş gibi saymak doğru değildir.
Arkeolojik önem yalnızca altından da kaynaklanmıyordu. KV62’nin büyük bölümü bir arada kaldığı için araştırmacılar cenaze donanımının bir bütün olarak nasıl işlediğini görebildi. Antik Mısır müzelerinde tek başına duran bir sandalye, sandık veya heykel, burada hangi odada, hangi nesnelerle birlikte ve hangi cenaze sisteminin parçası olarak kullanıldığını gösteren bağlama sahipti. Bu bağlam, altının maddi değerinden bilimsel açıdan çok daha önemlidir.
Tutankhamun’un Lahdi, Üç Tabutu ve Mumyasının Yerleşimi
Tutankhamun hakkında en sık yapılan hatalardan biri, “üç altın lahit” veya “üç som altın tabut” gibi ifadeler kullanmaktır. Gerçekte cenaze düzeni çok daha karmaşıktı.
Mezar odasında önce birbirinin içine geçirilmiş dört büyük ahşap ve yaldızlı cenaze mahfazası bulunuyordu. Bunlar neredeyse odanın tamamını kaplıyordu. Dördüncü ve en içteki mahfazanın içinde kapaklı kuvarsit taş lahit yer alıyordu. Lahit ile tabut aynı şey değildir: lahit taş dış muhafazadır; insan biçimli tabutlar onun içinde bulunuyordu. Griffith Institute kayıtları da dört mahfazanın kuvarsit lahdi çevrelediğini açıkça gösterir.
Lahdin içinde üç insan biçimli tabut birbirinin içine yerleştirilmişti. En dıştaki tabut yaldızlı ahşaptandı. Ortadaki tabut da yaldızlı ahşap ve değerli malzemelerle süslenmişti. Yalnızca en içteki tabut som altından yapılmıştı. Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı bu iç tabutun yaklaşık 110,4 kilogram ağırlığında som altından olduğunu belirtmektedir.
En içteki tabutun içinde Tutankhamun’un mumyası yatıyordu ve ünlü altın cenaze maskesi kralın başı ile omuzlarını kaplıyordu. Mumyanın sargıları arasına çok sayıda takı, amulet, kolye, hançer ve koruyucu nesne yerleştirilmişti. Carter’ın 1925’teki açma sırasında hazırladığı “otopsi çizimleri”, bunların vücudun hangi bölgelerine yerleştirildiğini ayrıntılı biçimde kaydeder.
Bu sistemin amacı yalnızca kralın zenginliğini göstermek değildi. Mahfazalar, lahit, tabutlar, maskeler, büyülü metinler ve amuletler birlikte kralın bedenini hem fiziksel hem ritüel olarak koruyan katmanlı bir cenaze mimarisi oluşturuyordu. Tutankhamun’un definini etkileyici yapan şey yalnızca kullanılan altın miktarı değil, ölümden sonraki dönüşümün mimari, sanatsal ve dinsel olarak birbirinin içine geçirilmiş katmanlarla tasarlanmasıydı.
Tutankhamun’un Altın Maskesi ve Mezardaki En Önemli Hazineler
Tutankhamun’un altın maskesi bugün yalnızca Antik Mısır’ın değil, dünya arkeolojisinin en tanınmış nesnelerinden biridir. Maskenin kralın başı ve omuzları üzerine yerleştirilmesi, onun ölümden sonraki ideal ve tanrısallaşmış kimliğiyle bağlantılıydı. Altın, Antik Mısır’ın dinsel düşüncesinde tanrılarla güçlü ilişkiye sahipti; maskenin arkasındaki büyülü metin de kralın bedeninin bölümlerini tanrısal güçlerle özdeşleştirerek koruyordu.
Maskeyle ilgili önemli modern tartışmalardan biri, maskenin başlangıçta başka bir kraliyet kişisi için hazırlanıp daha sonra Tutankhamun için değiştirilmiş olabileceği iddiasıdır. Christian Eckmann, Katja Broschat ve Tom Hardwick’in 2023’te Journal of the American Research Center in Egypt’te yayımlanan ve 2015’teki teknik incelemelerden elde edilen verileri değerlendiren çalışması bu hipotezi doğrudan sınadı. Araştırmacılar maskenin üretim tekniğini, yüz bölümünün teorik olarak değiştirilmesi için gereken işlemleri ve omuz yazıtına ilişkin iddiaları inceledi; sonuçta maskenin bir önceki sahipten Tutankhamun için dönüştürüldüğünü kabul etmek için sağlam teknik dayanak bulunmadığı sonucuna vardı.
Dolayısıyla “Tutankhamun’un maskesi kesin olarak Neferneferuaten için yapılmıştı” iddiası kanıtlanmış bir sonuç değildir. KV62’de başka nesnelerin yeniden kullanılmış olması, maskenin de mutlaka başka bir sahip için üretildiğini göstermez; güncel teknik inceleme bu özel iddia için sağlam bir temel ortaya koymamıştır.
Bugünkü konum konusunda ise artık eski Kahire Mısır Müzesi bilgilerini tekrarlamak doğru olmaz. 2026 itibarıyla Tutankhamun’un altın cenaze maskesi Grand Egyptian Museum’un resmî koleksiyonunda, Tutankhamun Galleries kapsamında listelenmektedir. GEM’in resmî kataloğu maskeyi “GEM Number 8” olarak kaydeder ve müzenin güncel ziyaret sistemi Tutankhamun Galleries’e erişimi açıkça içerir.
Göktaşından Gelen Demir Hançer ve Diğer Olağanüstü Buluntular
Tutankhamun’un mumyasının yanında bulunan nesneler arasında bilimsel açıdan en sıra dışı olanlardan biri demir bıçaklı hançerdir. Bunun nedeni, Tutankhamun döneminin Mısır’da yaygın demir üretiminin çok öncesinde olmasıdır.
2016’da Meteoritics & Planetary Science dergisinde yayımlanan hakemli çalışmada taşınabilir X-ışını floresans yöntemiyle hançerin bıçağı incelendi. Araştırmacılar yaklaşık %10,8 nikel ve %0,58 kobalt ölçtüler ve bu bileşimin bıçağın meteoritik demirden üretilmiş olduğunu güçlü biçimde desteklediği sonucuna vardılar.
Bu bulgu gerçekten büyüleyicidir ama “uzaylı teknolojisi” değildir. Demirin Dünya’ya göktaşı olarak gelmesi ile nesnenin dünya dışı bir uygarlık tarafından yapılması arasında hiçbir mantıksal bağlantı yoktur. İnsan zanaatkârlar meteoritik demiri işlemişlerdir. Ayrıca mevcut analiz bıçağın hangi belirli meteoritten geldiğini kesin biçimde göstermemiştir. Daha sonraki araştırmalar üretim tekniği veya olası coğrafi bağlantılar üzerine yeni hipotezler ortaya koymuş olsa da “şu meteoritten geldi, şu atölyede yapıldı” biçimindeki kesin ifadeler dikkat gerektirir.
Mezardaki diğer nesneler de kralın dünyasını olağanüstü ayrıntılarla gösterir. Altın taht, savaş arabaları, yaylar, hançerler, sandaletler, giysiler, baş dayanakları, oyun tahtaları, müzik aletleri ve sayısız ritüel eşya yalnızca bir cenaze hazinesi değildir. Bunların bir bölümü gerçekten kullanılmış, bir bölümü özellikle defin için hazırlanmış, bazıları ise daha önce başka kraliyet üyeleri için yapılmış olabilir. KV62 bu nedenle tek bir kişinin mezarından çok, Amarna döneminin sonundaki saray üretimini ve cenaze ekonomisini donmuş hâlde koruyan bir arşiv gibidir.
Firavunun Laneti Gerçek mi? Tutankhamun Efsanesinin Doğuşu
Tutankhamun’un mezarının keşfi dünya basınında patladığında hikâyenin büyümesi için zaten bütün koşullar hazırdı: unutulmuş bir kral, mühürlü kapılar, altın hazineler, mumya, antik ritüeller ve dünyanın dört bir yanından gazetecilerin birbirleriyle yarıştığı bir medya ortamı. Ardından Lord Carnarvon öldü ve arkeolojik keşif bir anda doğaüstü korku hikâyesine dönüştü.
Tutankhamun’un Mezarında Gerçekten Bir Lanet Yazısı Var mıydı?
Popüler kültürün en kalıcı iddiası, mezarın girişinde “Firavunun huzurunu bozanı ölüm kanatlarıyla vuracak” veya benzeri bir tehdit bulunduğudur. KV62’nin girişinde böyle bir meşhur ölüm laneti bulunmadı. Carter’ın kazı günlükleri, nesne kartları, planları, fotoğrafları ve yazıt kayıtlarını kapsayan Griffith Institute Tutankhamun arşivinde bu popüler ölüm tehdidine ait bir kayıt yoktur; Carter ve ekibinin kapsamlı belgelemesi de böyle bir giriş yazısını bildirmez. Bu nedenle söz konusu cümleyi KV62’den alınmış gerçek bir yazıt gibi aktarmak doğru değildir.
Fakat buradan “Antik Mısır’da mezar laneti diye hiçbir şey yoktu” sonucuna gitmek de yanlıştır. Bazı Mısır mezarlarında, özellikle mezarın mülkiyetini ihlal eden, adakları bozan veya kutsal alanı kirleten kişilere karşı tehdit formülleri gerçekten bulunur. Bunların amacı mezarı ve sahibinin öteki dünya düzenini korumaktır. Dolayısıyla mezarları koruyan lanet veya tehdit geleneği gerçek, Tutankhamun’a atfedilen ünlü yazı ise gerçek değildir.
Bu ayrım, lanet efsanesinin nasıl çalıştığını anlamak için önemlidir. Hikâye tamamen sıfırdan yaratılmamıştır; eski Mısır’ın gerçek dinsel fikirleri alınmış, KV62’ye ait olmayan dramatik unsurlarla birleştirilmiş ve modern gazeteciliğin dilinde yeniden üretilmiştir.
Lord Carnarvon Nasıl Öldü ve Basın Ölümünü Nasıl Bir Lanete Dönüştürdü?
Lord Carnarvon, mezarın iç odalarının açılmasından kısa süre sonra hastalandı ve 5 Nisan 1923’te Kahire’de öldü. Griffith Institute’un biyografik kaydı, Mart 1923’te bir sivrisinek ısırığının enfekte olduğunu, ardından erizipel, kan zehirlenmesi ve zatürre geliştiğini aktarır; ölümünden günler sonra Nature’da yayımlanan çağdaş ölüm ilanı da zatürrenin erizipel ve kan zehirlenmesinin üzerine geliştiğini bildirir. Sivrisinek ısırığının tıraş sırasında kesildiği ayrıntısı sonraki anlatılarda sık tekrarlansa da burada kesin bir adli bulgu gibi kullanılmamalıdır. Ölüm beklenmedikti ve zamanlaması gazeteler için kusursuzdu.
Carnarvon’un ölümüyle birlikte basın, mezarın açılması ile ölüm arasında doğaüstü bağlantılar kurmaya başladı. Otelin ışıklarının söndüğü, Carnarvon’un İngiltere’deki köpeğinin aynı anda öldüğü ve başka işaretlerin görüldüğü gibi anlatılar hikâyeye eklendi. Bunların bazıları bağımsız olarak doğrulanması zor gazetecilik anekdotlarıydı; fakat gerçek olup olmamaları efsanenin yayılmasını engellemedi.
Burada The Times anlaşması yeniden önem kazanır. Carnarvon’un gazeteye verdiği özel erişim, rakip gazeteleri KV62 hakkında doğrudan haber alma açısından dezavantajlı bırakmıştı. Bu gazetelerin daha sansasyonel yan hikâyelere yönelmesi için güçlü bir teşvik oluştu. Keşif tarihini inceleyen araştırmacılar, lanet anlatısının yükselişini bu medya rekabetinden bağımsız görmez. Reid’in çalışması da özel yayın haklarının hem Mısır’da hem uluslararası basında büyük tepki yarattığını gösterir.
Carter’ın kendisi lanet fikrini reddediyordu. Daha sonra mezarın çevresinde oluşturulan korku anlatılarını arkeolojiye zarar veren hurafeler olarak değerlendirdi. İronik olan, onun uzun yaşamının popüler lanet listelerinde çoğu zaman geri plana itilmesidir.
Mezara Giren İnsanlar Gerçekten Erken mi Öldü? 2002 BMJ Araştırması
Lanet hikâyeleri genellikle yöntem olarak şunu yapar: mezarla bir şekilde ilişkili yüzlerce insan arasından görece erken ölen birkaç kişi seçilir, ölümler yan yana yazılır ve aralarında nedensellik varmış gibi sunulur. Fakat aynı mezarla ilişkili olup onlarca yıl yaşayan insanlar listeye alınmaz.
2002’de epidemiyolog Mark R. Nelson bu problemi doğrudan test etmek için BMJ’de tarihsel bir kohort çalışması yayımladı. Carter’ın belirlediği ve ilgili dönemlerde Mısır’da bulunan 44 Batılı kişi incelendi; bunlardan 25’i araştırmanın tanımına göre potansiyel olarak “lanete maruz kalmış” kabul edildi. Maruz kalanların ortalama ölüm yaşı yaklaşık 70, diğer grubun ise yaklaşık 75’ti ve istatistiksel analiz lanete maruz kalma ile yaşam süresi arasında anlamlı bir ilişki bulmadı.
Çalışmanın eğlenceli bir konu üzerinden yayımlanmış olması verinin temel mesajını değiştirmez: mezarın açılmasına yakınlık, grupta erken ölümle ilişkilendirilememiştir.
Howard Carter bunun en görünür örneğidir. Carter 1922’de mezarın ilk açılışında oradaydı, yıllarca odaların içinde çalıştı, mumya ve cenaze eşyalarıyla doğrudan temas etti ve 1939’da, 64 yaşında, keşiften yaklaşık 17 yıl sonra öldü. Eğer lanet “mezara giren herkesi kısa sürede öldüren” bir güç olsaydı, hikâyenin merkezindeki insanın on yedi yıl daha yaşaması açıklanması gereken büyük bir sorun olurdu.
Mantar, Bakteri, Zehir ve Radyasyon Teorilerinin Bilimsel Dayanağı Var mı?
Doğaüstü lanet zayıfladıkça başka bir anlatı ortaya çıktı: “Lanet aslında gerçekti ama bilimsel bir açıklaması vardı.” Kapalı mezarda binlerce yıl kalan zehirli mantarların, bakterilerin veya toksinlerin içeri giren insanları öldürmüş olabileceği ileri sürüldü. Bu tür mikroorganizmaların eski mezarlarda bulunması teorik olarak mümkündür ve bazı mantar türleri bağışıklık sistemi zayıf insanlar için ciddi sağlık riski oluşturabilir.
Fakat bundan Carnarvon’un veya lanet listesine eklenen kişilerin KV62’deki belirli bir mikroorganizma nedeniyle öldüğünün kanıtlandığı sonucu çıkmaz. Carnarvon’un enfeksiyonunu mezardan alınmış mikrobiyolojik örnekle bağlayan bir adli çalışma yoktur. Aynı şekilde toplu erken ölüm örüntüsünün bulunmaması, herkesi öldüren mezar patojeni senaryosuyla uyuşmaz.
Zaman zaman ortaya atılan “antik radyasyon”, radyoaktif mineral veya mezara bilerek yerleştirilmiş radyasyon tuzağı iddialarının kanıt düzeyi daha da düşüktür. KV62’de ziyaretçileri öldürmek amacıyla hazırlanmış radyoaktif bir sistemin varlığını gösteren güvenilir arkeolojik kanıt yoktur.
Dolayısıyla doğaüstü laneti “aslında mantardı” diyerek kurtarmaya çalışmak da bilimsel değildir. Lanetin bilimsel çözümünü aramadan önce gerçekten çözülmesi gereken epidemiyolojik bir olay olup olmadığına bakmak gerekir. 2002 çalışması, böyle bir olağanüstü ölüm örüntüsü göstermemiştir.
Tutankhamun’un laneti bu nedenle tıbbi bir gizemden çok, kültürel bir fenomendir. Eski Mısır’a duyulan egzotik merak, Batı dünyasındaki mumya korkusu, Carnarvon’un tesadüfen doğru zamanda ölmesi, gazete rekabeti ve insanların rastlantılı ölümler arasında anlamlı örüntüler kurmaya yatkın olması efsaneyi besledi.
Tutankhamun Neden Dünyanın En Ünlü Firavunu Oldu?
Tutankhamun’un hikâyesindeki en büyük paradoks burada ortaya çıkar. Antik Mısır tarihinde onunla karşılaştırıldığında çok daha uzun süre hüküm sürmüş, daha büyük savaşlar kazanmış, daha çok anıt yaptırmış ve siyasi olarak daha belirleyici olmuş pek çok firavun vardır. III. Thutmose Mısır’ın Yakın Doğu’daki gücünü olağanüstü ölçüde genişletmiş, III. Amenhotep devasa bir kraliyet programı yürütmüş, II. Ramses yaklaşık yedi on yıl hüküm sürmüş ve ülkenin dört bir yanına adını kazımıştır. Buna rağmen modern dünyada Tutankhamun’un yüzü onların çoğundan daha kolay tanınır.
Bunun nedeni, Tutankhamun’un modern çağın mükemmel arkeolojik hikâyesine sahip olmasıdır.
Genç yaşta öldü. Hanedanının en çalkantılı dönemlerinden birinde yaşadı. Soyu tartışmalı kaldı. Mezarı küçük ve gözden kaybolmaya müsaitti. Antik hırsızlar içeri girmiş olsa da hazinenin büyük bölümünü götüremedi. Girişi daha sonra kapandı ve kral siyasi bellekte silikleşti. Üç bin yılı aşkın süre sonra, gazetelerin küresel kitlelere aynı anda ulaşabildiği tam bir medya çağında mezar yeniden açıldı. İçinden yalnızca birkaç güzel obje değil, bir kraliyet cenazesinin neredeyse bütün dünyasını temsil eden binlerce parça çıktı. Ardından finansörü öldü ve hikâyeye bir lanet eklendi.
1920’lerde “Tutmania” olarak adlandırılabilecek kültürel dalga kısa sürede moda, takı, iç mimari, sinema ve reklam dünyasına yayıldı. Altın maske ilerleyen on yıllarda modern Antik Mısır imgesinin neredeyse logosu hâline geldi. Tutankhamun hazinelerinin uluslararası sergileri de milyonlarca insanın kralı doğrudan görmesini sağladı.
Fakat Tutankhamun’un modern şöhretinin arkasındaki belki en güçlü ironi, antik dönemde unutulmasının mezarının korunmasına katkıda bulunmuş olabileceğidir. Horemheb ve ardından gelen yeni hanedan, Amarna döneminin krallarını resmî tarih anlatısından dışlarken genç kralın adı da büyük ölçüde geri plana düştü. Dev anıtları olmayan ve mezar girişi başka faaliyetlerin altında kaybolan bir hükümdar, büyük mezar soyguncularının hedefinden kaçmış olabilir.
Tutankhamun bu nedenle yaşarken başaramadığı şeyi ölümünden binlerce yıl sonra yaptı: dünya tarihinin en tanınan hükümdarlarından birine dönüştü.
Ama onu gerçekten ilginç yapan yalnızca altını değildir. Tutankhamun, modern tarih araştırmasının nasıl çalıştığını gösteren olağanüstü bir örnektir. Bir tarafta Carter’ın kazı günlükleri, Harry Burton’ın fotoğrafları, mezar planları ve nesne kayıtları vardır; diğer tarafta CT taramaları, genetik çalışmalar ve element analizleri bulunur. Bir araştırma KV55’i Akhenaten olarak desteklerken başka bir çalışma metodolojik ihtiyat çağrısı yapabilir. Bir teori yıllarca cinayeti savunurken yeni görüntüleme tekniği kafatasındaki bulgunun anlamını değiştirebilir. Bir hançerin göktaşından yapıldığı kimyasal analizle güçlü biçimde gösterilebilirken ölüm nedeni hâlâ kesinleşmeyebilir.
Tutankhamun’un mezarı bize yalnızca bir firavunun ölümünü göstermedi. Arkeolojinin, tıbbın, genetiğin, siyasetin, gazeteciliğin ve modern mit yaratımının aynı tarihsel kişi etrafında nasıl birbirine karışabileceğini de gösterdi.
Ve bütün altınların, lanetlerin ve cinayet teorilerinin arasından geriye kalan en güvenilir portre aslında oldukça yalındır: Tutankhamun, Amarna krizinin ardından çocuk yaşta tahta çıkan, kısa saltanatı sırasında geleneksel kraliyet düzeninin yeniden kurulmasına tanıklık eden, henüz gençken nedeni kesin olarak bilinmeyen bir biçimde ölen XVIII. Hanedan hükümdarıydı. Dünya onu hükümdarlığından dolayı değil, ölümünden yaklaşık 3.300 yıl sonra mezarı yeniden bulunduğu için tanıdı.
Tutankhamun Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Tutankhamun kaç yıl hüküm sürdü?
Kesin kronoloji kullanılan tarih sistemine göre küçük farklılıklar gösterse de Tutankhamun’un yaklaşık dokuz veya on yıl hüküm sürdüğü kabul edilir. Çocuk yaşta, muhtemelen sekiz ya da dokuz yaşlarında tahta çıkmış ve yaklaşık 18–19 yaşlarında ölmüştür.
KV62 ne anlama geliyor?
KV, Valley of the Kings, yani Krallar Vadisi mezarları için kullanılan modern katalog kısaltmasıdır. KV62, Tutankhamun’un mezarına modern arkeolojik kayıt sisteminde verilen numaradır. Bu numara mezarın antik Mısır’daki özgün adı değildir.
Tutankhamun’un mumyası bugün nerede?
Tutankhamun’un mumyası cenaze eşyalarının tamamıyla birlikte başka bir müzeye taşınmış değildir; uzun süredir KV62’de, Krallar Vadisi’ndeki mezarında korunmaktadır. Eserlerin sergilenme düzenleri ve koruma politikaları değişebildiği için ziyaret planı yapılırken Mısır’ın güncel resmî turizm ve eski eser duyuruları kontrol edilmelidir.
Tutankhamun’un altın maskesi nerede?
2026 itibarıyla Grand Egyptian Museum’un resmî kataloğu altın cenaze maskesini Tutankhamun Galleries koleksiyonunda göstermektedir. Müzenin güncel resmî ziyaret sistemi de Tutankhamun galerilerinin ziyarete açık olduğunu belirtmektedir.
Tutankhamun’un üç tabutu da altından mıydı?
Hayır. Tutankhamun’un kuvarsit lahdi içinde üç insan biçimli tabut bulunuyordu. Dış ve orta tabut yaldızlı ahşap ve farklı süsleme malzemelerinden yapılmıştı. Yalnızca en içteki tabut som altındandı ve Mısır’ın resmî kayıtlarına göre yaklaşık 110,4 kilogram ağırlığındaydı.
Tutankhamun gerçekten fiziksel olarak engelli miydi?
Mumyasında özellikle ayak kemikleriyle ilgili patolojik bulgular vardır ve mezarında çok sayıda baston bulunmuştur. Bunlar bazı hareket güçlükleri yaşamış olabileceğini düşündürür. Ancak Tutankhamun’un hayatı boyunca yürüyemediği veya ağır derecede engelli olduğu kesin olarak kanıtlanmış değildir.
Tutankhamun’un mezarındaki demir hançer gerçekten göktaşından mıydı?
2016’da yayımlanan hakemli XRF araştırması, bıçaktaki yüksek nikel ve kobalt oranlarının meteoritik demir kökenini güçlü biçimde desteklediğini gösterdi. Bu, hançerin insan dışı teknolojiyle yapıldığı anlamına gelmez; antik zanaatkârların göktaşından gelen demiri işlediğini gösterir.
Tutankhamun’un mezarı bugün ziyaret edilebilir mi?
KV62 Krallar Vadisi’nde ziyaret edilebilen arkeolojik alanlardan biridir; ancak mezarların açılış düzeni, ayrı bilet uygulamaları ve koruma nedeniyle uygulanan geçici erişim değişiklikleri zamanla değişebilir. Bu nedenle seyahat öncesinde Mısır’ın resmî ziyaret bilgileri kontrol edilmelidir.
Kaynakça
- Carter, Howard; Mace, A. C. The Tomb of Tut-Ankh-Amen, Vol. I–III. London, Cassell, 1923–1933. Howard Carter’ın kazı yayınları ve ilgili arşiv materyalleri günümüzde Oxford Üniversitesi Griffith Institute’un Tutankhamun Spatial Archive projesi üzerinden dijital olarak erişilebilir. (Tutankhamun Spatial Archive – Carter, Volume II)
- Griffith Institute, University of Oxford. Tutankhamun Spatial Archive. Howard Carter’ın günlükleri, çizimleri, mezar planları, nesne kartları, yazışmaları ve Harry Burton fotoğraflarını içeren arşiv. Özellikle 1922–1923 sezon kaydı, Mısırlı iş gücü araştırması, mezar odası ve nesne kayıtları kullanılmıştır. (Tutankhamun Spatial Archive)
- Hawass, Zahi; Gad, Yehia Z.; Ismail, Somaia; et al. “Ancestry and Pathology in King Tutankhamun’s Family.” JAMA, 303(7), 2010, 638–647. DOI: 10.1001/jama.2010.121. (JAMA Network)
- Lorenzen, Eline D.; Willerslev, Eske. “King Tutankhamun’s Family and Demise.” JAMA, 303(24), 2010. DNA sonuçlarının antik DNA bozulması ve kontaminasyon açısından eleştirisi. DOI: 10.1001/jama.2010.818. (JAMA Network)
- Gad, Yehia Z.; Selim, Ashraf; Pusch, Carsten M. “King Tutankhamun’s Family and Demise—Reply.” JAMA, 303(24), 2010. 2010 çalışmasının antik DNA metodolojisine yönelik eleştirilere cevabı. DOI: 10.1001/jama.2010.823. (JAMA Network)
- Timmann, Christian; Meyer, Christian G. “Malaria, Mummies, Mutations: Tutankhamun’s Archaeological Autopsy.” Tropical Medicine & International Health, 15(11), 2010, 1278–1280. DOI: 10.1111/j.1365-3156.2010.02614.x. (PubMed)
- Timmann, Christian; Meyer, Christian G. “King Tutankhamun’s Family and Demise.” JAMA, 303(24), 2010. Sıtmanın ölüm nedeni olarak yorumlanmasına yönelik eleştiri. DOI: 10.1001/jama.2010.822. (JAMA Network)
- Schuenemann, Verena J.; Peltzer, Alexander; Welte, Beatrix; et al. “Ancient Egyptian Mummy Genomes Suggest an Increase of Sub-Saharan African Ancestry in Post-Roman Periods.” Nature Communications, 8, 2017. Çalışma Tutankhamun’u incelememekle birlikte antik Mısır DNA’sında yüksek verimli dizileme ve kontaminasyon doğrulamasının önemini göstermesi açısından kullanılmıştır. (Nature)
- Saleem, Sahar N.; Hawass, Zahi. “Mummified Daughters of King Tutankhamun: Archeologic and CT Studies.” 2011. KV62’deki 317a ve 317b fetüslerinin CT incelemesi; PubMed kaydı. (PubMed)
- Comelli, Daniela; D’Orazio, Massimo; Folco, Luigi; et al. “The Meteoritic Origin of Tutankhamun’s Iron Dagger Blade.” Meteoritics & Planetary Science, 51(7), 2016, 1301–1309. DOI: 10.1111/maps.12664. (Wiley Online Library)
- Boyer, Richard S.; Rodin, Ernst A.; Grey, Todd C.; Connolly, R. C. “The Skull and Cervical Spine Radiographs of Tutankhamen: A Critical Appraisal.” AJNR American Journal of Neuroradiology, 24(6), 2003, 1142–1147. (AJNR / PMC)
- Eckmann, Christian; Broschat, Katja; Hardwick, Tom. “Zur Frage einer möglichen Umarbeitung der Mumienmaske Tutanchamuns.” Journal of the American Research Center in Egypt, 59(1), 2023, 57–85. DOI: 10.5913/jarce.59.2023.a003. (JARCE)
- Nature. “Lord Carnarvon.” Nature, 111, 1923, 504–505. DOI: 10.1038/111504a0. (Nature)
- Nelson, Mark R. “The Mummy’s Curse: Historical Cohort Study.” BMJ, 325, 2002, 1482. DOI: 10.1136/bmj.325.7378.1482. (BMJ)
- Dodson, Aidan. Amarna Sunrise: Egypt from Golden Age to Age of Heresy. American University in Cairo Press, 2014. Özellikle Akhenaten’in son yılları, Smenkhkare, Neferneferuaten ve Tutankhamun’a uzanan tartışmalı Amarna ardıllığı için. (OUP Academic)
- Allen, James P. “The Amarna Succession.” Amarna dönemi sonundaki Smenkhkare ve Neferneferuaten problemi ile Tutankhamun’un tahta çıkışına ilişkin temel akademik çalışmalardan biri. (Brill)
- Reid, Donald Malcolm. Contesting Antiquity in Egypt: Archaeologies, Museums, and the Struggle for Identities from World War I to Nasser. American University in Cairo Press, 2015; özellikle “Nationalizing Tutankhamun” bölümü. DOI (kitap): 10.5743/cairo/9789774166891.001.0001. (OUP Academic)
- Grand Egyptian Museum. Resmî koleksiyon kayıtları: The Golden Burial Mask of Tutankhamun ve Tutankhamun Galleries. 2026’daki güncel sergileme bilgisi için kullanılmıştır. (Gem)
- Egyptian Ministry of Tourism and Antiquities. “The Large Gilded Coffin of King Tutankhamun.” Tutankhamun’un taş lahdi, üç insan biçimli tabutu ve som altın iç tabut hakkında resmî kayıt. (Mısır Anıtları)