Tutankhamun'un Laneti Gerçek mi? Firavunun Laneti Efsanesinin Ardındaki Gerçekler
Tutankhamun'un mezarının keşfi, firavunun lanetine ilişkin efsanelerin modern kültürde yeniden canlanmasına zemin hazırladı.

5 Nisan 1923'te Kahire'den gelen ölüm haberi, birkaç ay önce dünyanın en büyük arkeolojik keşiflerinden birini duyuran gazetelere çok daha karanlık bir hikâye verdi. Tutankhamun'un mezarının bulunmasını finanse eden Lord Carnarvon ölmüştü. Henüz 1922 Kasım'ında Howard Carter'ın yönettiği ekip Krallar Vadisi'nde KV62'nin girişine ulaşmış, takip eden aylarda mezarın olağanüstü zenginliği dünya basınında büyük yankı uyandırmıştı. Şimdi ise keşfin merkezindeki isimlerden biri, mezarın açılmasından yalnızca birkaç ay sonra hayatını kaybetmişti. Carnarvon'un ölümü kısa sürede sıradan bir tıbbi olay olmaktan çıkarıldı. Gazeteler eski Mısır büyülerinden, firavunun intikamından ve mezarı rahatsız edenlerin ölümle cezalandırılacağından söz etmeye başladı.

Hikâyenin daha sonra anlatılan biçimi son derece etkileyiciydi: Binlerce yıldır mühürlü duran mezarın kapısında ölümcül bir uyarı vardı; arkeologlar bunu görmezden gelerek içeri girmiş, ardından lanet işlemeye başlamıştı. Carnarvon ilk kurbandı. Sonra mezarla bağlantılı başka insanlar da ölmüş, hatta ölüm anında Kahire'nin ışıklarının söndüğü ve Carnarvon'un İngiltere'deki köpeğinin aynı anda öldüğü ileri sürülmüştü. Howard Carter'ın kanaryasının bir kobra tarafından öldürülmesi bile firavunun gönderdiği ilk uyarılardan biri olarak hikâyeye eklendi.

Fakat yüz yıldan uzun süre sonra elimizde Carter'ın kazı kayıtları, günlükleri, planları, nesne kartları ve fotoğrafları; Carnarvon'un hastalığına ilişkin tarihsel kayıtlar ve lanetle ilişkilendirilen insanların yaşam sürelerini inceleyen epidemiyolojik bir araştırma bulunuyor. Bunlar yan yana getirildiğinde popüler hikâyeden oldukça farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Tutankhamun'un Laneti Gerçek mi? Kısa Cevap

Bugünkü kanıtlarla verilebilecek kısa cevap şudur: Tutankhamun'un mezarının açılmasıyla harekete geçen doğaüstü bir lanetin varlığını destekleyen güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor. Dahası, KV62'de popüler kültürde sürekli tekrarlanan "firavunun huzurunu bozan ölecek" türündeki meşhur ölüm tehdidinin bulunduğuna ilişkin güvenilir arkeolojik kayıt da yoktur.

Bu, lanet hikâyesindeki her ayrıntının tamamen uydurulduğu anlamına gelmez. Tam tersine efsanenin kalıcı olmasının nedenlerinden biri, gerçek olaylarla sonradan eklenen ayrıntıların birbirine olağanüstü başarılı biçimde karışmasıdır. Tutankhamun'un mezarı gerçekten bulundu. Howard Carter'ın kanaryasıyla ilgili kobra hikâyesinin erken dönem kaynakları gerçekten vardır. Lord Carnarvon gerçekten beklenmedik biçimde hastalanarak öldü. Antik Mısır'da mezarları veya ölülerin düzenini ihlal eden kişilere karşı tehdit içeren metinler gerçekten kullanılmıştır.

Sorun, bu ayrı gerçeklerin birleştirilerek aralarında kanıtlanmamış bir neden-sonuç ilişkisi kurulmasıdır. Carnarvon'un ölmesi, ölümüne mezarın neden olduğunu göstermez. Antik Mısır'da mezar tehditlerinin bulunması, Tutankhamun'un mezarında böyle bir yazı bulunduğunu göstermez. Eski mezarlarda mikroorganizmaların yaşayabilmesi de KV62 ile ilişkilendirilen ölümlerin bir mantar veya bakteriden kaynaklandığını kanıtlamaz.

Firavunun laneti bu nedenle yalnızca "doğru mu, yanlış mı" sorusundan daha ilginçtir. Asıl mesele, birbirinden bağımsız gerçek olayların nasıl tek bir anlatıya dönüşerek yüz yıldır yaşamaya devam ettiğidir.

Tutankhamun'un Mezarında Gerçekten Lanet Yazısı Var mıydı?

Tutankhamun efsanesinin en güçlü unsurlarından biri, mezarın girişinde bulunduğu ileri sürülen ölüm tehdididir. Farklı kitaplarda ve internet sayfalarında cümlenin değişik biçimleri görülür. Bazen mezarı rahatsız eden kişinin ölümün kanatlarıyla vurulacağı, bazen firavunun huzurunu bozanın öleceği, bazen de kralın mezarına girenlerin başına ölüm geleceği söylenir.

KV62'nin belgelenme düzeyi düşünüldüğünde burada önemli bir problem ortaya çıkar. Howard Carter ve ekibi mezarın yalnızca içindeki değerli eşyaları çıkarmadı; konumlarını, numaralarını ve durumlarını ayrıntılı biçimde kaydetti. Bugün Oxford Üniversitesi Griffith Institute bünyesindeki Tutankhamun Spatial Archive; Carter'ın haritalarını, planlarını, nesne kartlarını, çizimlerini, günlüklerini, notlarını, yazışmalarını ve Harry Burton'ın fotoğraflarını içeren geniş bir arşivi koruyor. Popüler kültürde Tutankhamun'a atfedilen meşhur ölüm tehdidi bu belgelenmiş KV62 yazıtları arasında yer almıyor.

Bu nedenle "Tutankhamun'un mezarında 'buraya giren ölecek' yazıyordu" iddiasını tarihsel bir gerçek gibi aktarmak doğru değildir. Nitekim 2002'de Tutankhamun lanetini epidemiyolojik yöntemlerle inceleyen Mark R. Nelson da daha sonra yaptığı açıklamada dolaşımdaki meşhur lanet sözünün Tutankhamun'un mezarıyla bağlantılı olmadığını özellikle belirtmiştir.

Fakat burada diğer uç noktaya savrulmamak gerekir. Antik Mısırlılar mezarları korumak amacıyla hiçbir zaman tehdit veya lanet kullanmadılar demek de doğru değildir. Antik Mısır'ın farklı dönemlerinde mezara zarar verecek, adak düzenini bozacak veya ölü kişinin mülkiyetine müdahale edecek kişilere yönelik tehdit formülleri bilinmektedir. Bunların bağlamı modern korku filmlerindeki "mezarın kapağını kaldıran kişi birkaç gün içinde ölür" fikrinden farklıdır.

Dolayısıyla iki bilgi aynı anda doğrudur: Antik Mısır'da mezar ihlaline karşı tehdit içeren metinler vardır; fakat popüler kültürde Tutankhamun'a atfedilen meşhur ölüm laneti KV62'de bulunmuş bir yazıt değildir.

Firavunun Laneti Hikâyesi Tutankhamun'dan Önce de Var mıydı?

Lanet efsanesini yalnızca 1922'de başlayan bir hikâye olarak görmek, neden bu kadar hızlı yayıldığını anlamamızı zorlaştırır. Howard Carter mezarın merdivenlerini bulduğunda Avrupa ve Amerika'da Mısır mumyaları zaten yaklaşık bir yüzyıldır edebiyatın, gösterilerin, koleksiyonculuğun ve popüler hayal gücünün parçasıydı.

19. yüzyılda Avrupa'nın Antik Mısır'a ilgisi yalnızca akademik Mısırbilimden ibaret değildi. Mumyalar müzelerde sergileniyor, özel koleksiyonlarda bulunuyor ve zaman zaman izleyiciler önünde açılıyordu. Aynı dönemde fantastik ve gotik edebiyat, eski Mısır'ı ölüm, yeniden diriliş, gizli bilgi ve doğaüstü güçlerle ilişkilendirmeye başladı. Modern popüler kültürde tanıdığımız "intikam alan mumya" henüz bugünkü standart biçimine kavuşmamış olsa da temelin önemli bir bölümü zaten oluşmuştu.

Doris V. Sutherland'ın mumyanın sinema ve edebiyattaki gelişimini inceleyen çalışması, 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki fantastik edebiyatta mumyaların tekrar eden bir tema olduğunu gösterir. Bram Stoker, Arthur Conan Doyle ve H. Rider Haggard gibi yazarların eski Mısır, yeniden diriliş ve doğaüstü güçleri kullanan eserleri, 1932 tarihli The Mummy filminin ortaya çıktığı kültürel zeminin önemli parçaları arasındaydı. Başka bir deyişle Tutankhamun'un keşfi Batı dünyasına "korkutucu mumya" fikrini öğretmedi; zaten var olan bir hayal dünyasına gerçek ve olağanüstü güçlü bir arkeolojik olay ekledi.

Bu ayrım önemlidir. Eğer Carnarvon 1923'te bambaşka bir arkeolojik kazıdan birkaç ay sonra ölmüş olsaydı, ölümünün aynı kültürel etkiyi yaratması pek olası değildi. Fakat burada söz konusu olan binlerce yıldır gömülü bir firavun, mumyalanmış bir beden, altın hazineler ve Batı kültüründe zaten doğaüstü güçlerle ilişkilendirilmiş eski Mısır'dı.

Lanetin yayılabilmesi için gereken hikâye dili hazırdı. Tutankhamun yalnızca ona gerçek bir isim, gerçek bir mezar ve gerçek bir ölüm verdi.

KV62'nin Keşfi Lanet Efsanesini Nasıl Başlattı?

4 Kasım ve 26 Kasım 1922'de Ne Oldu?

Tutankhamun'un mezarının keşfi çoğu popüler anlatıda tek bir ana sıkıştırılır. Gerçekte iki önemli tarih birbirinden ayrılmalıdır.

Howard Carter'ın yönettiği ekip 1 Kasım 1922'de VI. Ramses'in mezarı yakınındaki antik işçi kulübelerini temizlemeye başladı. 4 Kasım'da kayaya oyulmuş merdivenin ilk basamağı ortaya çıkarıldı. Ertesi gün merdiven aşağı doğru temizlendiğinde sıvalı ve mühürlü bir kapıya ulaşıldı. Carter alanı yeniden güvenceye aldı ve İngiltere'deki Carnarvon'a haber gönderdi. Griffith Institute'un sezon kayıtları bu kronolojiyi açık biçimde doğruluyor.

Carnarvon ve kızı Lady Evelyn Herbert Luxor'a ulaştıktan sonra çalışmalar yeniden başladı. 26 Kasım 1922'de Carter ikinci mühürlü geçitte küçük bir açıklık oluşturdu ve ön odanın içine baktı. Carnarvon'un "Bir şey görebiliyor musun" diye sorduğu, Carter'ın da "Harika şeyler" anlamına gelen ünlü cevabı verdiği anlatı buradan gelir. Ancak bu diyalog olay anında hazırlanmış kelimesi kelimesine bir tutanak değil, Carter'ın daha sonra şekillenen keşif anlatısının parçasıdır.

Lanet açısından önemli olan, keşfin daha ilk günlerden itibaren yalnızca arkeolojik veriler üzerinden anlatılmamasıdır. Olağanüstü rastlantılar, semboller ve uğursuz işaretler de kısa sürede hikâyenin çevresinde toplanmaya başladı.

Carter'ın Kanaryası ve Kobra Hikâyesi Gerçek mi?

Bunların en ünlüsü Howard Carter'ın kanaryasıdır.

Hikâyenin temel çekirdeği yalnızca onlarca yıl sonra ortaya çıkmış bir internet söylentisi değildir. Bibliyografik kayıtlarda Howard Carter ve romancı Percy White adına verilen "The Tomb of the Bird", Pearson's Magazine'in 56. cildinde 1923'te, 433–437. sayfalarda yayımlandı ve kanaryanın bir kobra tarafından öldürülmesi anlatısını doğrudan işledi. Modern araştırmalar, metnin White'ın edebî katkısını güçlü biçimde taşıdığını ve Carter'ın keşif anlatısını daha dramatik bir forma soktuğunu vurgular.

Bu nedenle "kanarya-kobra olayı tamamen sonradan uyduruldu" demek güvenli değildir. Fakat olayın daha sonra anlatılan bütün dramatik ayrıntılarını aynı kesinlikle kabul etmek de mümkün değildir. Özellikle kobranın kanaryayı tam Carter mezara baktığı anda öldürdüğü gibi kusursuz zamanlanmış versiyonlar, hikâyenin edebî biçimde işlenmiş sonraki anlatımlarında belirginleşir. Bodleian Libraries'in Carter arşivinden hazırladığı sergi materyalleri de 1923'te yayımlanan anlatının keşif anını dramatik biçimde kobra haberiyle birleştirdiğini gösterir.

Kobranın sembolik gücü hikâyeyi daha da etkili hâle getirdi. Firavunların alnında görülen uraeus, kraliyet otoritesi ve koruyucu güçle ilişkili kobra simgesiydi. Böylece sıradan bir hayvan olayı, hikâye anlatıcılığında mükemmel bir işarete dönüştü: Kralın sembolü olan kobra, mezarı bulan arkeoloğun "şans getiren" kuşunu öldürmüştü.

Gerçek olay ile ona yüklenen anlamı birbirinden ayırdığımızda lanet efsanesinin çalışma biçimini burada ilk kez açıkça görebiliriz.

The Times Anlaşması ve Basın Rekabeti

Lanet hikâyesinin büyümesinde bir başka önemli unsur gazetecilik rekabetiydi.

Tutankhamun'un keşfi dünya çapında olağanüstü haber talebi yarattı. Lord Carnarvon bunun üzerine The Times ile özel yayın anlaşması yaptı. Carter'ın daha sonra yayımlanan açıklamasına göre amaç, sürekli basın müdahalesinin kazı çalışmalarını aksatmasını engellemek ve haber dağıtımını tek bir kuruluş üzerinden düzenlemekti. Ancak Carter'ın kendi anlatısı bile anlaşmanın basın ve Mısır hükûmetiyle ciddi sürtüşme yarattığını kabul eder.

Sorun yalnızca İngiliz gazeteleri arasındaki rekabet değildi. 1922, Mısır'ın Britanya'dan bağımsızlığının ilan edildiği yıldı ve ülkede yabancı arkeologların Mısır mirası üzerindeki gücü giderek daha fazla sorgulanıyordu. Donald Malcolm Reid'in araştırması, The Times'a verilen özel yayın haklarının Arap, İngiliz ve Amerikan basınında ciddi tepki yarattığını gösterir. Tutankhamun böylece arkeolojik keşif olmanın yanında sömürgecilik, kültürel mülkiyet ve Mısır milliyetçiliği tartışmalarının da merkezine girdi.

Rakip gazetelerin mezarla ilgili özgün haber ve fotoğraflara erişimi sınırlanınca, keşfin çevresindeki alternatif hikâyeler daha değerli hâle geldi. Kehanetler, lanetler, uğursuz işaretler ve beklenmedik ölümler bu ortamda güçlü haber malzemesiydi.

Fakat laneti yalnızca The Times anlaşmasının yarattığını söylemek de aşırı basitleştirme olur. Mumya korkusu daha önce vardı, kobra hikâyesi zaten dolaşıma girmişti ve kamuoyu Tutankhamun'a olağanüstü ilgi gösteriyordu. Basın rekabeti bütün bunları büyüten bir hızlandırıcıydı.

Ardından Carnarvon öldü.

Lord Carnarvon Nasıl Öldü?

Lord Carnarvon'un ölümü efsanenin dönüm noktasıdır çünkü burada artık sembolik bir kobra veya uğursuz söylenti değil, gerçek bir insan ölümü vardır.

Griffith Institute'un biyografik kaydına göre Carnarvon Mart 1923'te Krallar Vadisi'ndeyken bir sivrisinek tarafından ısırıldı. Isırık enfekte oldu ve Carnarvon Kahire'ye geçti. Ardından erizipel ve kan zehirlenmesi gelişti; tabloya zatürre de eklendi. Birkaç kez durumunda iyileşme görülmesine rağmen 5 Nisan 1923'te Kahire'de hayatını kaybetti.

Ölümünden bir gün önce Alan Gardiner'ın eşine yazdığı mektup da Carnarvon'un ağır hastalığının çevresindeki insanlar tarafından yakından izlendiğini gösterir. Gardiner 4 Nisan tarihli mektubunda Carnarvon'un durumunun son derece ağır olduğunu ve bir hemşirenin önceki gün için umut kalmadığını düşündüğünü aktarır. Yani ölüm, mezarı açtıktan sonra bir anda yere yığıldığı gizemli bir olay değildi; öncesinde ciddi biçimde hastalandığı bilinen tıbbi bir süreçti.

Popüler anlatılarda olay daha dramatik ayrıntılar kazanmıştır. Sivrisinek ısırığını tıraş olurken jiletle açtığı sıkça söylenir. Bu açıklama tarihsel literatürde uzun süredir tekrarlansa da her ayrıntısını modern bir adli tıp raporunun kesinliğiyle aktarmamak gerekir. Daha sağlam olan bilgi, enfekte bir ısırığın ardından erizipel, kan zehirlenmesi ve zatürre geliştiği yönündeki tarihsel kayıttır.

Bunun üzerine başka hikâyeler eklendi. Carnarvon öldüğü anda Kahire'nin elektriğinin kesildiği, İngiltere'deki köpeğinin aynı anda uluyarak öldüğü ve Tutankhamun'un mumyasında Carnarvon'un sivrisinek ısırığıyla aynı yerde bir yara bulunduğu gibi iddialar lanet literatürünün klasik parçalarına dönüştü. Bunların kanıt zinciri Carnarvon'un hastalığına ilişkin biyografik kayıt kadar güçlü değildir. Özellikle zamanlamaları kusursuz biçimde eşleştiren versiyonlar, olayın gazetecilik ve popüler kültür içinde giderek dramatikleştirildiğini düşündürür.

Carnarvon'un ölümü bu nedenle açıklanamayan bir "lanet ölümü" olmaktan çok, zamanlaması nedeniyle lanet hikâyesi için olağanüstü güçlü bir katalizör oldu.

Mezara Giren İnsanlar Gerçekten Peş Peşe mi Öldü?

"Firavunun lanetinden kaç kişi öldü" sorusunun şaşırtıcı biçimde tek bir cevabı yoktur. Bunun nedeni tarihsel kayıtların yetersizliği değil, "lanet kurbanı" kategorisinin kendisinin son derece esnek olmasıdır.

Bazı listeler yalnızca mezara doğrudan girenleri sayar. Bazıları kazıyla bağlantılı kişileri ekler. Bazıları Tutankhamun'un mezarını kısa süre ziyaret edenleri, ekip üyelerinin akrabalarını veya yıllar sonra ölen kişileri de "kurban" kabul eder. Kapsam genişletildikçe lanetin ölüm sayısı doğal olarak yükselir.

Lord Carnarvon'un ölümü tartışmanın başlangıç noktasıdır. Amerikalı iş insanı George Jay Gould, Mısır'da Tutankhamun'un mezarını ziyaret ettiği seyahatin ardından hastalanmış ve 16 Mayıs 1923'te Fransa'da ölmüştür; dönemin haberleri hastalığının haftalar öncesine uzandığını gösterdiğinden ölümünü doğrudan mezar ziyaretiyle açıklamak için bir temel yoktur. Carnarvon'un baba bir kardeşi Aubrey Herbert 23 Eylül 1923'te Londra'da öldü; arşiv kayıtları ölümünü dişlerinin çekilmesini izleyen kan zehirlenmesiyle ilişkilendirir. Carter'ın ekibinde çalışan Arthur Mace, sağlık sorunları nedeniyle 1924'te Mısır'dan ayrıldıktan sonra 6 Nisan 1928'de öldü; biyografik kaynaklarda son yıllarında plörezi ve ardından zatürre yaşadığı aktarılır. Carter'ın eski sekreteri Richard Bethell 15 Kasım 1929'da Londra'daki Bath Club'da ölü bulundu; ölümünün ani ve şüpheli biçimde haberleştirilmesi onu lanet listelerine taşıdı, ancak bunun KV62 ile nedensel bağını gösteren bir kanıt yoktur. Eski Mısırbilimci ve gazeteci Arthur Weigall ise 2 Ocak 1934'te Londra'da öldü; güvenilir kayıtlar ölüm tarihini doğrulasa da popüler lanet listelerinde dolaşan ayrıntılı ölüm nedeni anlatılarının kanıt düzeyi aynı ölçüde sağlam değildir.

Bu yöntem önemli bir istatistiksel sorun yaratır: Önce ölümler bulunur, sonra mezarla bağlantı aranır. Aynı dönemde mezarla doğrudan temas etmiş olup onlarca yıl yaşayan insanlar hesaba katılmazsa ortaya doğal olarak ürkütücü bir liste çıkar.

Üstelik Tutankhamun'un mezarı yüzlerce insanla doğrudan veya dolaylı ilişki içindeydi. Mısırlı işçiler, arkeologlar, konservatörler, fotoğrafçılar, hükûmet görevlileri, ziyaretçiler, gazeteciler ve uzmanlar yıllar boyunca alanla temas etti. Böyle büyük bir grupta takip eden yıllarda insanların hastalanması ve ölmesi kaçınılmazdır. Asıl soru ölüm olup olmadığı değil, ölümlerin olağan dışı derecede erken veya sık olup olmadığıdır.

Howard Carter Neden Lanetin En Büyük Karşı Örneğidir?

Howard Carter bu noktada lanet anlatısının en rahatsız edici karşı örneklerinden biridir.

Carter mezarı bulan ekibin başındaydı. İlk açıklığı açan, ön odaya ilk bakan kişiler arasındaydı ve sonraki yaklaşık on yıl boyunca KV62'nin temizlenmesi, belgelenmesi ve eserlerin çıkarılmasıyla doğrudan ilgilendi. Eğer mezarın içinde insanları kısa sürede öldüren genel bir doğaüstü veya biyolojik mekanizma varsa en yoğun "maruziyet" yaşayan insanlardan birinin Carter olduğu tartışmasızdır.

Fakat Carter 1923'te ölmedi. 1924'te de ölmedi. Tutankhamun'un mezarındaki çalışmalar tamamlandıktan sonra yıllarca yaşamaya devam etti ve Griffith Institute kayıtlarına göre 2 Mart 1939'da Londra'da öldü.

Doğum yılı 1874 olduğundan yaklaşık 64 yaşındaydı. Mezara ilk bakışından ölümüne kadar yaklaşık 16 yıldan fazla zaman geçmişti.

Carter'ın hayatta kalması tek başına metafizik bir iddiayı mantıksal olarak "çürüten deney" değildir. Fakat "mezara giren herkes kısa süre içinde öldü" şeklindeki çok daha somut popüler iddiayı doğrudan yanlışlar.

Gerçek soru artık şudur: Carter istisna mıydı, yoksa lanet kurbanları olarak seçilen insanlar mı istisnaydı?

2002 BMJ Araştırması Lanet Hakkında Ne Buldu?

Bu soruyu sistematik biçimde inceleyen en dikkat çekici çalışma, epidemiyolog Mark R. Nelson tarafından gerçekleştirildi ve 2002'de BMJ'de yayımlandı.

Nelson, lanet anlatısında kullanılan yöntemi tersine çevirdi. Önce ölen insanları seçip Tutankhamun'la bağlantı aramak yerine, Carter'ın kayıtlarından belirli kritik tarihlerde Mısır'da bulunan Batılı kişileri belirledi. Toplam 44 kişi çalışma grubuna girdi. Bunların 25'i araştırmanın tanımına göre potansiyel olarak "lanete maruz kalmış" sayıldı. Maruziyet; mezarın belirli bölümlerine veya Tutankhamun'un mumyasına belirli zamanlarda yakınlık üzerinden tanımlandı.

Sonuç popüler anlatıyla uyuşmuyordu.

Maruz kalan 25 kişinin ortalama ölüm yaşı yaklaşık 70, maruz kalmayanlarınki ise yaklaşık 75 olarak hesaplandı. Potansiyel maruziyetten sonra ortalama yaşam süresi maruz kalanlarda yaklaşık 20,8, diğerlerinde 28,9 yıldı; fakat istatistiksel analiz bu farkların anlamlı olmadığını gösterdi. Araştırma ayrıca mezarla potansiyel temas ile on yıl içinde ölüm arasında anlamlı ilişki bulmadı.

Bu çalışma "doğaüstü güçlerin bulunmadığını matematiksel olarak kanıtladı" şeklinde yorumlanmamalıdır. Bilimsel araştırma metafizik iddiaları bu şekilde test etmez. Nelson'ın yaptığı daha sınırlı ve ölçülebilir bir soruyu incelemekti: Tutankhamun'un mezarıyla belirli biçimde temas eden insanların yaşam süresi, karşılaştırma grubuna göre olağan dışı biçimde kısalmış mıydı?

Veriler böyle bir etki göstermedi.

Araştırmanın sınırları da vardır. Örneklem küçüktür; tarihsel kayıtlara dayanır ve kimin ne kadar "maruz kaldığını" modern bir çevresel epidemiyoloji araştırmasındaki hassasiyetle ölçmek mümkün değildir. Çalışma ayrıca Batılı kişilere odaklanmış, kazının büyük Mısırlı iş gücünü kapsamamıştır.

Fakat lanet iddiası açısından sonuç yine de önemlidir. Eğer mezara girmek gerçekten dramatik ve yaygın bir erken ölüm etkisi yaratmış olsaydı, en doğrudan temas eden grupta bunun en azından belirgin bir istatistiksel izi beklenirdi. Nelson'ın çalışması böyle bir örüntü bulamadı.

Mantar, Bakteri veya Zehir Laneti Açıklayabilir mi?

Doğaüstü lanet bilimsel incelemeye dayanamayınca ilginç bir dönüşüm yaşandı: Efsane tamamen terk edilmek yerine "lanet aslında biyolojikti" biçiminde yeniden yorumlanmaya başladı.

Bu fikir ilk bakışta doğaüstü açıklamadan daha makul görünür. Binlerce yıl kapalı kalmış arkeolojik alanlarda mantarlar, bakteriler, hayvan dışkıları, tozlar veya çeşitli kimyasal maddeler sağlık riski yaratabilir. Fakat genel olarak mümkün olan bir risk ile KV62'deki belirli ölümleri açıklayan kanıtlanmış mekanizma aynı şey değildir.

Aspergillus ve Diğer Mantar Teorileri

Lanetin bilimsel açıklaması olarak en sık anılan adaylardan biri Aspergillus türleridir. Bazı Aspergillus mantarları özellikle bağışıklık sistemi ciddi biçimde baskılanmış kişilerde tehlikeli enfeksiyonlara yol açabilir. Arkeolojik alanlarda mantar sporlarının bulunması da şaşırtıcı değildir.

Fakat Tutankhamun'un mezarında mantar bulunabilmesi, Carnarvon'un veya lanet listesine alınan başka insanların bu mantar nedeniyle öldüğünü kanıtlamaz. Bunun için mezardan elde edilen mikrobiyolojik bulgularla hastaların klinik durumları arasında doğrudan bağlantı kurulması gerekir.

Carnarvon için daha sonra histoplazmoz gibi alternatif enfeksiyonlar da öne sürülmüştür. BMJ'de Nelson'ın makalesine gönderilen 2003 tarihli bir okur yanıtı, mezardaki yarasalar ve Histoplasma ihtimali üzerinden böyle bir hipotez önermiştir. Ancak bu hakemli ana kohort çalışmasının sonucu değil, sonradan yayımlanan bir yorumdur ve Carnarvon'a histoplazmoz tanısı konduğunu gösteren doğrudan laboratuvar kanıtı sunmaz.

Bakteri, Toksik Gaz ve Zehir İddiaları

Benzer sorun bakteri ve zehir teorilerinde de görülür. Uzun süre kapalı kalmış alanlarda amonyak, hidrojen sülfür gibi gazların veya mikrobiyolojik ürünlerin belirli koşullarda sağlık riski oluşturabileceği doğrudur. Modern arkeolojik çalışmaların kapalı alan güvenliğini ciddiye almasının nedeni de budur.

Ancak KV62 için bazen yapılan sıçrama çok daha büyüktür: "Eski mezarlarda tehlikeli maddeler bulunabilir" önermesinden "Tutankhamun'un mezarını açanlar bu maddeler nedeniyle öldü" sonucuna geçilir.

İkinci iddia için doğrudan kanıt gerekir.

Radyasyon Teorisi

Daha uç versiyonlarda mezarın radyoaktif maddeler içerdiği, rahiplerin mezarı uranyumla koruduğu veya firavun mezarlarının bilinçli biçimde radyasyon tuzağına dönüştürüldüğü ileri sürülür.

Bu iddiaların sorunu, güvenilir arkeolojik kanıt zincirinin bulunmamasıdır. Antik Mısırlıların mezar hırsızlarını öldürmek için KV62'ye radyoaktif bir sistem yerleştirdiğini gösteren güvenilir arkeolojik veya fiziksel veri yoktur.

Bu nedenle "firavunun lanetinin bilimsel açıklaması radyasyondur" demek, doğaüstü bir açıklamanın yerine kanıtlanmamış başka bir açıklama koymaktan ibaret olur.

Daha dengeli sonuç şudur: Kapalı arkeolojik ortamların biyolojik ve kimyasal sağlık riskleri olabilir. Fakat böyle risklerin genel olarak mümkün olması, Tutankhamun lanetiyle ilişkilendirilen ölümleri açıklayan ortak bir patojen, zehir veya radyasyon mekanizmasının kanıtlandığı anlamına gelmez.

Antik Mısır'da Gerçek Mezar Lanetleri Var mıydı?

Burada lanet tartışmasının belki de en ilginç ayrımına geliyoruz. Modern Tutankhamun laneti tarihsel olarak sorunlu olsa da eski Mısırlıların mezarlarını ve ölülerin düzenini korumaya çalışmadığını düşünmek yanlış olur.

Antik Mısır'da ölüm, bedenin bir mezara bırakılmasıyla tamamlanan basit bir olay değildi. Mumyalama, cenaze ritüelleri, mezar donanımı, adaklar ve ölümden sonraki yaşam inancı birbiriyle bağlantılıydı. Ölen kişinin adının, bedeninin ve kültünün devamlılığı büyük önem taşıyordu. Ölüler Kitabı olarak adlandırdığımız büyü ve cenaze metinleri de bu daha geniş dinsel dünyanın parçalarından biriydi. Anubis gibi cenaze ve nekropol dünyasıyla ilişkili tanrılar, ölünün korunması ve öteki dünyaya geçiş fikrinin ne kadar merkezi olduğunu gösterir.

Bu kültürel ortamda mezarı ihlal etmek yalnızca değerli eşya çalmak değildi. Mezar sahibinin öteki dünyadaki varlığına, adak düzenine ve toplumsal-dinsel statüsüne saldırı anlamına gelebilirdi.

Bazı mezar yazıtlarında ihlalcilere karşı tehditler bu nedenle görülür. Ancak bunların biçimi ve amacı dönemden döneme değişebilir. Mısırbilimci David P. Silverman'ın Eski Krallık'tan itibaren özel mezarlardaki tehdit formüllerini ele alan çalışmasında da görüldüğü gibi, bu metinler mezara zarar verme, taş veya tuğla sökme ya da mezara ritüel açıdan uygunsuz biçimde girme gibi belirli ihlalleri hedefleyebilir ve ihlalcinin tanrısal yargı, toplumsal kayıp veya öte dünyaya ilişkin cezalarla karşılaşacağını bildirebilir. Bunlar mezar sahibinin haklarını koruyan dinsel ve retorik araçlardır.

Modern "mumya laneti" ise farklı bir mantıkla çalışır. Burada mezarın içinde görünmez bir güç bekler; arkeolog kapıyı açar ve lanet otomatik biçimde etkinleşir. Kurbanlar daha sonra gizemli şekillerde ölür.

Antik mezar tehditlerini Hollywood'un bu modelinin doğrudan atası gibi okumak anakronik olur. Eski Mısırlıların amacı gelecekteki İngiliz arkeologları korku filmindeki gibi avlamak değildi. Tehditler kendi dinsel, hukuki ve cenaze bağlamları içinde anlaşılmalıdır.

Bu ayrım Tutankhamun için özellikle önemlidir: Gerçek Antik Mısır mezar tehditlerinin varlığı, KV62'de popüler Tutankhamun lanetinin bulunduğunu kanıtlamaz.

Gazeteler, Sinema ve Popüler Kültür Laneti Nasıl Ölümsüzleştirdi?

Carnarvon'un ölümünden sonra lanetin hayatta kalabilmesi için artık yeni kurbanlara bile ihtiyaç yoktu. Hikâye kendi kültürel yaşamına başlamıştı.

Tutankhamun'un keşfi 1920'lerde Batı dünyasında dev bir Tutmania dalgası yarattı. Eski Mısır motifleri mücevherlerde, mobilyalarda, kıyafetlerde, reklamlarda ve eğlence kültüründe yeniden üretildi. Akademik araştırmalar, savaşlar arası Britanya'daki bu Tutankhamun ilgisinin daha eski Viktorya dönemi Egyptomania'sının mumyalar, eski lanetler ve Mısır mistisizmiyle ilgili temalarını yeniden canlandırdığını gösterir.

Sinema bu mirası daha da kalıcı hâle getirdi.

1932'de Universal Pictures'ın The Mummy filmi gösterime girdiğinde Tutankhamun'un mezarının keşfinin üzerinden yalnızca on yıl geçmişti. Film Tutankhamun'un hikâyesini doğrudan anlatmıyordu; fakat ortaya çıktığı kültürel ortam Tutmania'dan ve lanet söylentilerinden güçlü biçimde etkilenmişti. Doris V. Sutherland'ın çalışması, Universal'ın eski Mısır temalı korku projesine yönelmesinde Tutankhamun'un keşfinin yarattığı ilginin önemli olduğunu ve filmin daha eski gotik edebiyat geleneklerini modern mumya korkusuyla birleştirdiğini gösterir.

Sonraki filmler bu kalıbı tekrar tekrar kullandı. The Mummy's Hand, The Mummy's Tomb, The Mummy's Ghost ve özellikle adı bile doğrudan fikri özetleyen The Mummy's Curse gibi yapımlar, mumya ile intikam fikrini birbirinden ayrılması güç iki popüler kültür unsuruna dönüştürdü.

Böylece tarihsel süreç tersine döndü. Başlangıçta gerçek bir arkeolojik keşif popüler korku kültüründen etkilenerek lanet hikâyesine dönüşmüşken, daha sonra sinema bu laneti milyonlarca insana yeniden öğretti. Yeni kuşaklar Tutankhamun hikâyesini öğrenmeden önce bile "mumyanın mezarını açarsan lanetlenirsin" fikrini biliyordu.

Bu nedenle firavunun laneti yalnızca yanlış bir tarih bilgisi değildir. Aynı zamanda 19. yüzyıl Egyptomania'sından 1920'lerin gazetelerine, oradan Hollywood'a ve günümüz internet kültürüne uzanan modern bir mit yaratma sürecidir.

Tutankhamun'un Laneti Hakkında Bugün Ne Söyleyebiliriz?

Tutankhamun'un laneti hakkında yüz yıldır anlatılan hikâyeleri tek tek incelediğimizde, efsanenin neden bu kadar ikna edici olduğu anlaşılmaya başlıyor.

Mezar gerçekten olağanüstüydü. Howard Carter'ın kanaryasıyla ilgili kobra hikâyesinin erken bir kaynak geleneği vardı. Lord Carnarvon gerçekten keşiften birkaç ay sonra öldü. Antik Mısırlılar gerçekten mezarlarını koruyan dinsel fikirler ve zaman zaman tehdit formülleri kullanmışlardı. Sonraki yıllarda mezarla bağlantısı bulunan başka insanlar da öldü.

Fakat bunların arasındaki boşlukları dolduran şey kanıt değil, anlatıydı.

KV62'de popüler kültürün Tutankhamun'a atfettiği meşhur ölüm tehdidi bulunmadı. Carnarvon'un ölümünden önce enfeksiyon, erizipel, kan zehirlenmesi ve zatürreyle seyreden belgelenmiş bir hastalık süreci vardı. Howard Carter mezarla çok yoğun temas etmesine rağmen 1939'a kadar yaşadı. Mark Nelson'ın 2002'de yayımlanan tarihsel kohort çalışması da mezarla potansiyel temas eden insanların anlamlı biçimde daha erken öldüğünü gösteren istatistiksel bir örüntü bulamadı.

Mantar, bakteri ve toksin teorileri daha bilimsel görünür; ancak bir ihtimalin biyolojik olarak mümkün olması, KV62 ölümlerinin nedeninin bulunduğu anlamına gelmez. Radyasyon ve kasıtlı zehir tuzakları gibi daha uç teorilerin kanıt düzeyi ise çok daha zayıftır.

Buna rağmen efsanenin yok olması beklenmemelidir. Çünkü firavunun laneti yalnızca "mezara giren insanlar öldü mü" sorusundan beslenmez. İnsan zihninin rastlantılardan örüntü oluşturma eğilimine, ölüm karşısındaki korkuya ve üç bin yıldır kapalı bir mezarın açılması fikrinin yarattığı güçlü sembolizme dayanır. Carnarvon mezarın keşfinden otuz yıl sonra ölmüş olsaydı muhtemelen kimse iki olay arasında bağlantı kurmayacaktı. Birkaç ay sonra ölmesi ise hikâyeye kusursuz bir başlangıç verdi.

Bilim bugün doğaüstü bir Tutankhamun lanetini desteklemiyor. Fakat tarih bize bundan daha ilginç bir şey gösteriyor: Bir lanetin gerçek olması gerekmiyor; insanların gerçek olduğuna inanmasını sağlayacak kadar güçlü bir hikâyeye sahip olması yeterli olabiliyor.

Sıkça Sorulan Sorular

Tutankhamun'un mezarında lanet yazısı var mıydı?

KV62'de popüler kültürde Tutankhamun'a atfedilen "mezarı rahatsız eden ölecek" veya "ölüm hızlı kanatlarla gelecek" biçimindeki meşhur tehdit bulunmamıştır. Carter'ın kazı belgeleri mezarı son derece ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Bununla birlikte başka Antik Mısır mezarlarında ihlalcilere karşı tehdit içeren yazıtların bulunması mümkündür; iki konu birbirine karıştırılmamalıdır.

Lord Carnarvon neden öldü?

Lord Carnarvon 5 Nisan 1923'te Kahire'de öldü. Griffith Institute'un biyografik kaydına göre sivrisinek ısırığı enfekte olmuş, ardından erizipel ve kan zehirlenmesi gelişmiş ve tabloya zatürre eklenmiştir. Ölümü lanet için güçlü bir medya hikâyesine dönüşmüş olsa da doğaüstü bir neden gösteren tıbbi kanıt yoktur.

Howard Carter lanetten öldü mü?

Hayır. Howard Carter mezarın keşfinin ve temizlenmesinin merkezindeki kişiydi ve KV62'de yıllarca çalıştı. Buna rağmen 2 Mart 1939'a kadar yaşadı; yani mezarın keşfinden yaklaşık 16 yıl sonra öldü.

Tutankhamun'un mezarını açan kaç kişi öldü?

Bunun güvenilir tek bir sayısı yoktur çünkü popüler "lanet kurbanları" listeleri farklı kişileri kapsar. Bazıları mezara girenleri, bazıları ziyaretçileri, akrabaları veya yıllar sonra ölen kişileri de listeye ekler. 2002 BMJ araştırması daha sistematik bir yaklaşım kullanmış ve mezarla potansiyel temasın anlamlı biçimde erken ölümle ilişkili olduğunu göstermemiştir.

Firavunun laneti mantar veya bakteriden kaynaklanmış olabilir mi?

Kapalı arkeolojik alanlarda mantarlar, bakteriler ve başka çevresel riskler bulunabilir. Ancak KV62'deki belirli bir mikroorganizmanın Carnarvon ve diğer sözde lanet kurbanlarının ölümlerini ortak biçimde açıkladığı kanıtlanmış değildir. Dolayısıyla "lanetin bilimsel açıklaması mantardı" sonucu mevcut kanıtların ötesine geçer.

Antik Mısır'da gerçek mezar lanetleri var mıydı?

Bazı Antik Mısır mezarlarında mezara zarar verecek veya ölünün düzenini ihlal edecek kişilere karşı tehdit içeren formüller bilinmektedir. Fakat bunlar kendi dinsel ve cenaze bağlamlarında değerlendirilmelidir. Modern korku filmlerindeki otomatik "mumya laneti" anlayışıyla aynı şey değildir.

Tutankhamun'un mezarı ne zaman açıldı?

KV62'ye giden merdivenin ilk basamağı 4 Kasım 1922'de bulundu. Howard Carter'ın ön odanın içine baktığı meşhur olay ise 26 Kasım 1922'de gerçekleşti. Mezar odasının resmî açılışı daha sonra, Şubat 1923'te yapıldı.

Firavunun laneti efsanesini kim başlattı?

Efsaneyi tek bir kişinin icat ettiğini söylemek doğru değildir. Tutankhamun'dan önce Batı edebiyatında mumya ve doğaüstü Mısır temaları zaten vardı. KV62'nin keşfi, kobra hikâyesi, Lord Carnarvon'un ölümü, The Times ile yapılan özel haber anlaşmasının yarattığı basın rekabeti ve sonraki popüler kültür ürünleri birleşerek modern Tutankhamun lanetini oluşturdu.

Kaynakça

  • Carter, Howard & A. C. Mace. The Tomb of Tut-Ankh-Amen, Vol. I–III, 1923–1933. Kazının temel yayımlanmış anlatılarından biri. Dijital Carter arşivi ve kazı belgeleri için: Tutankhamun Spatial Archive – Griffith Institute, University of Oxford
  • Griffith Institute, University of Oxford. Tutankhamun Spatial Archive – History of the Archive. Carter'ın haritaları, planları, nesne kartları, günlükleri, yazışmaları ve Harry Burton fotoğraflarının kapsamı için kullanıldı. History of the Tutankhamun Archive
  • Griffith Institute, University of Oxford. 1st Season (1922–1923). 4 Kasım keşfi, Carter'ın Carnarvon'a gönderdiği haber ve ilk sezon kronolojisi için. Tutankhamun – 1st Season 1922–1923
  • Griffith Institute, University of Oxford. Lord Carnarvon. Carnarvon'un hastalığı, sivrisinek ısırığı, enfeksiyon, erizipel, kan zehirlenmesi, zatürre ve 5 Nisan 1923 ölüm tarihi için. Lord Carnarvon – Griffith Institute
  • Griffith Institute, University of Oxford. Howard Carter. Carter'ın yaşamı, KV62 çalışmalarının süresi ve 2 Mart 1939'daki ölümü için. Howard Carter – Griffith Institute
  • Nelson, Mark R. "The Mummy's Curse: Historical Cohort Study." BMJ, 325, 2002, 1482. DOI: 10.1136/bmj.325.7378.1482. Tutankhamun'un mezarıyla potansiyel temas ile yaşam süresi arasındaki ilişkinin epidemiyolojik değerlendirmesi. BMJ – The Mummy's Curse: Historical Cohort Study
  • Reid, Donald Malcolm. Contesting Antiquity in Egypt: Archaeologies, Museums, and the Struggle for Identities from World War I to Nasser. American University in Cairo Press, 2015. Özellikle "Nationalizing Tutankhamun" bölümü; The Times anlaşması, Mısır basını ve keşfin siyasi bağlamı için. DOI: 10.5743/cairo/9789774166891.001.0001. Nationalizing Tutankhamun – Oxford Academic
  • Sutherland, Doris V. The Mummy. Liverpool University Press, 2019. 19. ve 20. yüzyıl başı mumya edebiyatı, Tutmania ve 1932 tarihli The Mummy filminin kültürel kökenleri için. DOI: 10.3828/liverpool/9781911325956.001.0001. The Mummy – Oxford Academic
  • Luckhurst, Roger. The Mummy's Curse: The True History of a Dark Fantasy. Oxford University Press, 2012. Modern mumya lanetinin edebî, sömürgeci ve popüler kültürel gelişimi üzerine.
  • Day, Jasmine. The Mummy's Curse: Mummymania in the English-Speaking World. Routledge, 2006. Mumyanın modern Batı popüler kültüründeki temsili ve lanet anlatılarının kültürel gelişimi üzerine.
  • Carter, Howard & Percy White. "The Tomb of the Bird." Pearson's Magazine, 56, 1923, s. 433–437. Metnin bibliyografik künyesi ve Carter–White atfı için. University of Birmingham – Howard Carter and the Curse of Tutankhamun
  • Silverman, David P. "Some Non-Royal Curses." Expedition Magazine, 29(2), 1987. Özel mezarlardaki tehdit formüllerinin biçimi ve bağlamı için. Penn Museum – Some Non-Royal Curses
  • McGill University Library, Archival Collections Catalogue. "Aubrey Herbert." Herbert'in 1923'te diş çekimini izleyen kan zehirlenmesi sonucu ölümü için. McGill Archival Collections – Aubrey Herbert
  • The New York Times. "George J. Gould Dies in Villa in France; Leaves $30,000,000." 17 Mayıs 1923. George Jay Gould'un ölüm tarihi ve hastalığının seyri için kullanılan çağdaş haber kaydı.
  • Bierbrier, Morris L. Who Was Who in Egyptology. Egypt Exploration Society. Arthur C. Mace'in biyografik bilgileri ve 6 Nisan 1928 ölüm tarihi için.
  • Griffith Institute, University of Oxford. "Arthur E. P. B. Weigall." Weigall'ın yaşamı ve 2 Ocak 1934 ölüm tarihi için. Tutankhamun Spatial Archive – Arthur E. P. B. Weigall
  • Nature. "Mr. A. E. P. Weigall." Nature, 133, 55, 1934. DOI: 10.1038/133055b0. Weigall'ın ölüm tarihinin çağdaş akademik kaydı. Nature – Mr. A. E. P. Weigall